“Tanrıyım” tazminatı

ABD’nin Kentucky eyaletinde “Ben Tanrıyım” (IM GOD) yazılı plakasını kullanmasına izin verilmeyen ateist bir kişi, 150 bin dolar tazminata hak kazandı.

ABD’nin Kentucky eyaletinde “Ben Tanrıyım” (IM GOD) yazılı plakasını kullanmasına izin verilmeyen ateist bir kişi, 150 bin dolar tazminata hak kazandı.

BBC Türkçe’nin CNN’den aktardığı habere göre, 10 yılı aşkın bir süre boyunca Ohio’da bu plakayı kullandığını söyleyen Bennie Hart, 2016’da Kentucky’nin Frankfort kasabasına yerleşti ve burada da aynı plakayı kullanmak için Kentucky Motorlu Taşıtlar İdaresi’ne başvuruda bulundu.

Ancak Hart’a gönderilen yanıtta bu talebin “yakışıksız olduğu, çatışma riski içerdiği ve başka sürücülerin dikkatini dağıtacağı” söylendi

Kentucky yasaları; cinsiyet, ırk, renk, din ve milliyet ayrımcılığı yapılmadığı sürece özel plakalarda her türlü yazının yer almasına izin veriyor.

“TANRIYI SEVİYORUM” PLAKASINA İZİN VAR

Bunun üzerine Amerikan Sivil Haklar Birliği UCLA ve “Dinden Özgürlük Vakfı” (Freedom From Religion) Hart adına dava açtı.

Bu kuruluşlar, yasağın ABD’de Anayasa’yla güvence altına alınan ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu savundu.

Mahkeme, Kasım ayında bu kuruluşları haklı buldu ve eyalette “Ben Tanrıya Aidim” ve “Tanrıyı Seviyorum” gibi özel plakalara izin verilirken buna izin verilmemesinin tarafsızlık ilkesine aykırı olduğuna hükmetti.

Pazartesi günü de mahkeme, Hart’a avukatlık ücretleri için 150 bin 715 dolar tazminat ödenmesini kararlaştırdı.

Yaklaşık 500 dolar olan mahkeme masraflarını da Kentucky Motorlu Taşıtlar İdaresi ödeyecek.

https://odatv.com/tanriyim-tazminati-19022031.html?utm_referrer=https%3A%2F%2Fzen.yandex.com&utm_campaign=dbr

Kazimierz Łyszczyński

Kazimierz Łyszczyński

Kazimierz Łyszczyński (4 Mart 1634, Brest – 30 Mart 1689, Varşova),[1] ateist olduğu için 1689’da başı kesilerek idam edilmiş bir Leh asilzade, filozof ve asker.[2][3]

Cizvit Tarikatına katılıp sekiz yıl felsefe okudu, sonra tarikattan ayrıldı[4] ve ardından Cizvitlere karşı mülklerle ilgili açılmış tüzel davalara bakan bir podsędek (tedarik hakimi) oldu. Ayrıca Sejm’in (Lehistan-Litvanya Birliği’nin parlamentosu) bir üyesiydi.[4] De non-existentia Dei (“Tanrı’nın yokluğu üzerine”) adında bir tez yazdı ve daha sonra ateizm suçlamasıyla idam edildi. İdamından sonra, cesedi şehir sınırlarının ötesine taşındı ve yakıldı.

De non-existentia Dei

Łyszczyński’nin tezinin konusu Tanrı’nın var olmadığı ve dinlerin insan icadı olduğuydu.[5] Polonya’nın ateizmi savunan ilk felsefi eseri olma özelliğini taşıyan bu tez bir el yazmasıydı ve Łyszczyński 1674’ten beri bunun üzerinde çalışıyordu, bir kopyası Jan Kazimierz Brzoska adlı borçlusu tarafından çalındı ve mahkemeye sunuldu.[6] Tez metninin çok büyük bir kısmı Sejm tarafından yok edildi ve geriye aşağıdaki alıntılar kaldı:

I – size yalvarıyoruz, ey ilahiyatçılar, Tanrınız için, imkansız olanı ona atfettiğinizde -ki karakteristikleri ve nitelikleri birbiriyle çelişir- bu şekilde aklın ışığını söndürmüyor musunuz, güneşi bu dünyadan mahrum etmiyor musunuz, Tanrınızı gökten aşağı çekmiyor musunuz.

II – İnsan, Tanrı’nın yaratıcısıdır ve Tanrı, bir insan kavramı ve yaratımıdır. Dolayısıyla insanlar Tanrı’nın mimarları ve mühendisleridir ve Tanrı gerçek bir varlık değil yalnızca zihinde var olan bir varlıktır; doğası gereği kimeriktir[n 1] çünkü Tanrı ve Kimera aynı şeydir.

III – Din dinsizler tarafından icat edildi, bu nedenle Tanrı var olmasa da ibadet edebilirlerdi. Dindarlık dindar olmayanlarca takdim edildi. Tanrı korkusu korkmayanlarca yayıldı ki bu sayede insanlar sonunda onlardan korktu. Sofuluk insanın bir tasarımıdır. İster mantıksal ister felsefi olsun, Tanrı’nın gerçeğini öğretmesiyle övünen doktrin yanlıştır ve tam tersine, yanlış olarak kınanan en doğru olanıdır.

IV – basit halk daha açıkgözlüler tarafından kendi istibdatları için Tanrı yalanıyla kandırılır; buna karşılık aynı istibdat halk tarafından bir şekilde korunurken bilge onları gerçek aracılığıyla özgür kılmak isterse çok sayıda insan tarafından bastırılır.

V – bununla birlikte, böyle bir mantık gereği bizde[n 2] ve başkasında[n 3] ilahi vahyin doğruluğunu garantileyen bir deneyim yaşamayız. Maalesef eğer bizde mevcut olsaydı, herkes onları kabul etmek zorunda kalacaktı ve kimsenin hiçbir şüphesi olmayacaktı ve kimse Musa’nın Yazıları ve İncillere karşı çıkmayacaktı -ki doğru değil- ve Muhammed vb. kişilerin farklı cemaatleri ve onların takipçileri olmayacaktı. Böyle bir gereklilik bilinmemektedir ve sadece şüpheler yoktur ancak vahyi reddedenler de vardır ve aptal değil bilge adamlardır, kim uygun bir mantıkla neyi ispatlar ki? Tam tersine, burada da kanıtladıklarımı. Sonuç olarak, Tanrı yoktur.

Notlar

1. “Kimerik” kuruntu, asılsız, saçma, boş demektir.

2. Katolikleri kastediyor.

3. Katolik olmayanları kastediyor.

Kaynakça

  1. ^ Nowicki, Andrzej“Kazimierz Łyszczyński 1634–1689”Racjonalista.pl (Lehçe). 11 April 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 28 Eylül 2019.
  2. ^ Aleksander Gieysztoret al. 1979, History of Poland, s. 261: Litvanyalı bir asilzade, Kazimierz Lyszczynski, bile iddia edilen ya da gerçek ateizmi yüzünden kellesini yitirdi (1689).
  3. ^ Jerzy Kłoczowski, 2000, A History of Polish Christianity, s. 155: En meşhur bölüm, 1689’da Sejm mahkemesi tarafından ateizmle suçlanan bir asilzade olan Kazimierz Lyszczynski’nin ölüme mahkûm edilmesiydi.
  4. ^ a b Theo Mechtenberg (3 Şubat 2015). “Atheistische Bewegung im katholischen Polen” (PDF). Polen-Analysen (Almanca). Deutsches Polen-Institut. 2 Eylül 2019 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 28 Eylül 2019.
  5. ^ ATHEISM 2 Ekim 2008 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Polskie Towarzystwo Tomasza z Akwinu, s. 17
  6. ^ Janusz Tazbir, 1966, Historia Kościoła Katolickiego w Polsce. 1460–1795

Dış bağlantılar

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kazimierz_%C5%81yszczy%C5%84ski

Dinle İlgili Düşündürücü Sözler

“Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir.”

 

Carl Sagan

 

“Aptal bir şeyi 50 milyon kişi de söylese, o hala aptal bir şeydir.”

 

Anatole France

 

“Bazı insanlar vardır, eğer bir şeyi zaten bilmiyorlarsa, onlara anlatamazsınız.”

 

Louis Armstrong

 

“Gözler sadece zihnin algılamaya hazır olduğu şeyleri görür.”

 

Henry Bergson

 

“Aptalca sorular sorun. Eğer sormazsanız, aptal kalmaya devam edersiniz.”

 

Alvan R. Feinstein

 

“Günümüzde, dünyadaki temel sorun, aptalların kendilerinden son derece emin, akıllıların ise devamlı şüphe içinde olmalarıdır.”

 

Bertrand Russell

 

“İnsan kolay inanan bir canlıdır. Bir şeylere inanmak zorundadır. İnanmak için iyi bir sebep bulamadığında, elindeki kötü sebeplerle yetinir.”

 

Bertrand Russell

 

“İnsanlar dünyanın düz olduğuna inandıkları zamanlarda haksızdılar. Dünyanın küre şeklinde olduğunu düşündüklerinde de haksızdılar. Fakat eğer dünyanın küre şeklinde olduğuna inanmanın, düz olduğuna inanmak kadar yanlış olduğunu düşünüyorsanız, sizin bakış açınız, bu ikisinin toplamından daha yanlıştır.”

 

Isaac Asimov

 

“Bilimde, bilim adamlarının sıkça ‘Biliyor musunuz, bu iyi bir argüman; benim fikrim sanırım yanlış’ dediğini duyarsınız. Ve sonra fikirlerini değiştirirler ve onlardan artık eski bakış açısını bir daha duymazsınız. Bunu gerçekten yaparlar. Olması gerektiği kadar sık yapmazlar, çünkü bilim adamları da insandır ve değişiklik çoğu kez zordur. Fakat bilimde her gün olur bu tür bir şey. Politika’da veya Din’de ise böyle bir şeyin en son ne zaman olduğunu hatırlamıyorum bile.”

 

Carl Sagan

 

“Kesin bilgi ancak çok az bildiğimiz zaman mümkündür. Bilgi miktarımız arttığında şüphemiz de artar.”

 

Goethe

 

“Tüm gerçekler üç aşamadan geçer. Önce alaya alınırlar; sonra kendilerine şiddetle karşı çıkılır; ve son olarak ise doğruluklarının çok açık olduğu ilan edilir.”

 

Arthur Schopenhauer

 

“Eğer bir insan kesin bilgiden yola çıkarsa, şüphelere ulaşır. Şüpheden başlamayı becerebildiğinde ise, kesin bilgiye ulaşır.”

 

Sir Francis Bacon

 

“İnançlı bir insanın şüpheci bir insandan daha mutlu olması, sarhoş bir insanın ayık birinden daha mutlu olmasından farklı değildir.”

 

George Bernard Shaw

 

“Şüphe ve belirsizlik içinde, bilgiden yoksun olarak yaşayabilirim. Bence bu şekilde yaşamak, yanlış olabilecek cevaplarla yaşamaktan daha ilginçtir.”

 

Richard Feynman

 

“Toplum için tehlikeli olan, inançsızlık değil, inançtır.”

 

George Bernard Shaw

 

“Aşırı şüphe, aşırı kolay inanmadan daha iyidir.”

 

Robert G. Ingersoll

 

Beynim, ruhuma bir ağaç yada bir ev duyumsadığını telkin ettiğinde, yerini, boyutlarını ve başka özelliklerini bildiğim bir ağacın yada bir evin gerçekten benim dışımda var olduğunu hiç duraksamadan söylerim. Aynı şekilde hiçbir insan yada hayvan bu gerçekliği sorgulamaz. Örneğin bu kuşku bir köylünün aklına düşer ve karşısında duran kahyasının var olmadığını söylerse, çok geçerli nedenlerle adama ‘deli’ derler; oysa bir felsefeci böyle duygular geliştirdiğinde, sıradan insanlarınkini kat kat geride bırakan bilgisine ve engin kavrayışına hayran olmamızı bekler.”

 

(Euler’in Bir Alman Prensesine Mektupları, Mektup 97, 1761)

 

“Bilim dünyası dışındakilerin, bilim hakkında en fazla canlarını sıkan şey, büyük ihtimalle doğaötesi iddiaların bilim adamları tarafından dogmatik bir şekilde reddidir. Fakat bilimin reddettiği, o iddialar değil, o iddiaları desteklemek üzere ileri sürülmüş kanıtlardır. Bilimsel kanıt, tanımı gereği, herkesin hemfikir olacağı kadar güçlü olmalıdır. Bilim adamları, sihirbazlar gibi, gösterinin en önemli yerinde ellerini örtemezler. Bunu yaparlarsa seyirciler yuhalar ve domates atar… Bilim, bilim adamının bir fikre nasıl ulaştığını umursamaz. Fakat fikrini desteklemek için kullandığı delili umursar. Delil, iddiaya inanmayanları dahi ikna edecek güçte olmalıdır. Sadece inananları değil.”

 

Alan Cromer

 

“Bana öyle geliyor ki, uçan daire gözlemlerinin, dünyasal zekanın irrasyonel karakteristiklerinden kaynaklanıyor olması, dünya dışı zekanın rasyonel karakterlerinden kaynaklanıyor olmasından çok daha olasıdır.”

 

Richard Feynman

 

“Kötü bir argümanı cevaplamanın en iyi yolu, devam ettirmektir.”

 

Sydney Smith

 

“Pek çok insan, düşünmektense ölmeyi tercih eder. Aslında, ölürler de.”

 

Bertrand Russell

 

“Pek çok kişi, kafalarındaki önyargıları başka bir şekilde düzenlerken düşündüklerini zannetmektedir.”

 

William James

 

“Eğer insanları, düşündüklerine inandırırsanız, sizi severler. Gerçekten düşündürürseniz ise, sizden nefret ederler.”

 

Don Marquis

 

“Zihin, kaldırabileceğinden daha fazla bilgiyle karşı karşıya kalırsa, anlamlı (ve genellikle onaylayıcı) fikirler arar. Sonuç olarak, beklentilerimizle uyuşmayan delilleri minimize ederek, baskın dünya görüşünün kendi kendini onaylamasını sağlamaya çalışırız.”

 

Frank J. Sulloway

 

“Yanlış bir argümanın ilacı, daha iyi bir argümandır. Fikirlerin bastırılması değil.”

 

Carl Sagan

 

“Hayat, rastlantısal olarak değişen kopyalayıcıların, rastlantısal olmayan hayatta kalışlarının ürünüdür. Şurası çok açıktır ki, eğer Darwinizm, zannedildiği gibi sadece şansa dayalı bir teori olsaydı, işe yaramazdı.”

 

Richard Dawkins

 

“Yaratılışçılık yanlıştır. Tümüyle, açıkça ve kesinlikle yanlıştır. Daha da gidebilirim. Yanlışlığın dereceleri vardır. Yaratılışçılar ölçeğin en dibindedir. Kendi pozisyonlarının doğruluğunu iddia edebilmek için, bilinen tüm entrikaları kullanırlar. Hatta pek çok kez, açıkça, dürüstlükten uzaklaşırlar. Bilimsel yaratılışçılık sadece yanlış değildir, aptalca bir şekilde imkansızdır. İnsan düşüncesinin grotesk bir parodisi ve insan zekasının açık bir yanlış kullanımıdır. Kısacası, inançlı biri için, yaratılışçılık teorisi Tanrı’ya hakarettir.”

 

Michael Ruse

 

“Tanrılar kötülükleri yeryüzünden kaldırabilir mi veya kaldıracak mı veya istese de kaldırabilir mi; yoksa bunu yapamaz mı, yoksa yapmayacak mı, veya nihayette Tanrılar hem yapabilir ve hem de yapmak istiyorlar mı?.. Eğer Tanrılar yeryüzünden kötülükleri kaldırmak istiyorlar da kaldıramıyorlarsa o zaman onlar her şeye gücü yeten değillerdir. Eğer yapabilirler de, yapmak istemiyorlarsa o zaman onlar iyiliksever değillerdir. Eğer onların kötülüğü kaldırmaya ne güçleri ne de istekleri varsa o zaman onlar ne her şeye gücü yeten, ne de iyilikseverlerdir. Ve son olarak eğer Tanrı’lar kötülüğü kaldırma gücüne sahipseler ve kaldırmayı istiyorlarsa o zaman kötülük nasıl ortaya çıkmıştır?”

 

Epiküros

 

“Epiküros’ un sorduğu sorular hala cevaplanmamıştır: Tanrılık kötülüğü ortadan kaldırmayı istiyor mu, yoksa buna gücü mü yok? Gücü var da niyeti mi yok? O zaman kötü niyetli (bedhah) mıdır? Tanrı kötülüğü kaldırmak için hem güce sahiptir ve hem de istekli midir.? O zaman kötülük niye vardır?”

 

David Hume

 

“Tanrı dünyamızdan kötülükleri ya atmak istiyor da atamıyor, ya atabilir ama atmak istemiyor, ya ne atabiliyor ve atmak istiyor.”

 

Papaz Lactantius

 

“Sonsuz bir varlık kendisini sınırlayacak mekanda ve zamanda bulunamaz. Öyleyse hiç bir yerde değildir, hiç bir yerde olmayan şey de yok demektir.,”

 

Gorgias

 

“Tüm dinler beni hasta ediyor. Din insanları ayırdı. Geniş bir şapka giyip elinde duman tüten bir keseyle ortalıkta dolaşan papayla yüzünü beyaza boyayıp bir kayaya dua eden bir Afrikalı arasında bir fark olduğunu sanmıyorum.”

 

Howard Stern

 

“Daha dün iman esasları olarak kabul ettiğimiz bir çok şeyi bugün fabl diye anlatıyoruz.”

 

Michel E. de Montaigne

 

“Beni kontrol edecek olan o kimdir? Neden Ben sınırsız özgürlükle davranıp, konuşup, yazıp, düşünemiyorum? Evren için ben neyim, ya da, evren, o benim için ne? Yanlışın ve doğrunun, düşüncenin ve adetlerin zincirlerini kim yarattı? Ve ben onları taşımak zorunda mıyım ?”

 

Robert D. Richardson

 

“Din kemoterapi gibidir, bir sorunu çözebilir, ama arkasından bir milyon tane daha yaratabilir.”

 

John Bledsoe

 

“Günah sadece diğer insanların canını gereksiz yere yakmakta yatar. Diğer bütün günahlar uydurulmuş saçmalıklardır.”

 

Robert A. Heinlein

 

“Tanrı olmadığını ispatlayabileceğimi iddia etmiyorum. Aynı şekilde Şeytan’ın uydurma olduğunu da ispatlayamam. Hıristiyan tanrısı var olabilir, Olimpus’un tanrıları da varolabilir, ya da eski Mısır’ın, ya da Babil’in. Ama bu varsayımlardan hiçbiri diğerinden daha olası değildir. Bunlar, olası bilgilerimizin bile dışında duruyorlar, herhangi birisini ciddiye almak için hiç bir sebep yoktur.”

 

Bertrand Russell

 

Din, sıradan insanları sessiz tutmak için mükemmel bir alet.

Napolyon

 

Dünyada iki çeşit insan var: Aklı olan ve dini olmayanlar, dini olan ve aklı olmayanlar.

Abu’l-AlaAl-Ma’arri

 

İnsan en acımasız hayvandır. Trajedilerde, boğa güreşlerinde ve haça germelerde şu güne kadar kendisini en iyi hisseden oydu ve kendisi için cehennemi icat ettiğinde, sıkı durun, bu aslında en iyi cennetiydi.

Friedrich Nietzsche

 

Ne zaman dindar bir insanla konuşsam, ellerimi yıkayasım geliyor.

Friedrich Nietzsche

 

İnsanlar gökte bir diktatöre taparken dünyada çok az özgürlük olabilir.

Robert Ingersoll

 

İman, gerçeği bilmek istememektir.

Friedrich Nietzsche

 

Düşünen her insan ateisttir.

Ernest Hewingway

 

İnsanı yaratmak mı Tanrının büyük hatası; tanrıyı yaratmak mı insanın büyük hatası? –

Friedrich Nietzsche

 

Her dakika övülmek isteyen bir Tanrıya inanamam. –

Friedrich Nietzsche

 

Tanrınız öldü ve sadece cahiller ağladı. Ve eğer cehenneme inanıyorsanız, o zaman orada görüşürüz!

Friedrich Nietzsche

 

İman, şüphesiz, şu güne kadar dağları yerinden oynatamadı. Ama hiç dağ olmayan yere dağlar koyabilir.

Friedrich Nietzsche

 

Tanrı var olamaz çünkü var olsaydı onun ben olmadığıma inanamazdım.

Friedrich Nietzsche

 

Ruhunda sukunete kavuşmak ve mutlu olmak isteyen insanlar inanmalı ve iman etmelidirler. Ama hakikatın peşindeki insanlar iç huzurundan feragat etmeli ve yaşamlarını bu sorgulamaya adamak; kendisi ve hayatla yüzyüze gelmekten korkmamak zorundadır.

Friedrich Nietzsche

 

İman dolu bir insan, basitçe net ve gerçekçi düşünme yeteneğine kaybetmiş (veya hiç sahip olmamış) kişidir. Sadece aptal değildir; aslında hastadır. Daha da kötüsü tedavi edilemez.

Henry Mencken

 

Din insanın ciddiyetine ve saygınlığına bir hakarettir. Onunla veya onsuz, iyi insanlar iyi işler, kötü insanlar kötü işler yapabilirler. Ama iyi insanlara kötü işler yaptırmak dinin işidir.

Steven Weinberg

 

Bilim bize öğretebilir, ve sanırım kendi kalplerimiz de bize artık etrafta hayali destekler aramamamızı, göklerde müttefikler yaratmamamızı ama bunun yerine bu dünyayı, kilisenin yüzlerce yıldır yaptığı yer yerine, yaşamak için uygun bir yer haline getirmek amacıyla kendi çabalarımızı kullanmamız gerektiğini artık öğretebilir.

Bertrand Russell

 

Bütün dinlerin virüslerin salgınına çok benzer bir akıl hastalığı olduğunu düşünüyorum. Din mükemmel bir kültürel yapı. Ama bu onu gerçek yapmıyor ve beni gerçek ilgilendiriyor. Çiçek virüsü mükemmel bir virüs. İşini çok güzel yapıyor. Ama bu onun iyi olduğu, ve yok olmasını istemediğim anlamına gelmiyor.

Richard Dawkins

 

AIDS, deli dana, ve bunun gibi bir çok hastalık hakkında kıyamet habercisi yorumları yapmak modaya çok uygun. Ama diyebiliriz ki iman, çiçek virüsüyle kıyaslanabilecek kadar, dünyanın en büyük şeytanlarından biri ama yok edilmesi daha zor.

Richard Dawkins

 

Din hiçbir işe yaramaz; gece yarısı karanlık bir mahzende orada olmayan siyah kediyi aramaktır.

Robert Heinlein

 

Din bir saçmalık.

Thomas Edison

 

Din, insanın alt üst olmuş kendi hayal gücüyle yarattığı var olmayan yaratıkların korkusuyla, insanın yargılama yeteneğini yok ederek, bütün akli yeteneklerini kaybettirdi ve insanı en sefil, acınası köle haline getirdi.

Robert Owen

 

Bilim adamlarının kesinliği yok ama delilleri var. Yaratılışçıların delilleri yok ama kesinliği var.

Ashley Montagu

 

Tarihte hiçbir din, hiçbir dönemde rasyonel bir temele sahip olmadı. Din, yardım olmadan billinmeyenle başa çıkamayacak kadar zayıf insanların koltuk değneğidir.

Robert Heinlein

 

Yaratılışçılar, bir teoriyi, bütün gece sarhoş olduktan sonra hayal ettiğin bir şeymiş zannediyorlar.

Isaac Asimov

 

Mantığı, analitik felsefeyi, matematiği ve bilimi sizi yoldan çıkarmak için Şeytan icat etti. Fazla rasyonel olmadan tövbe edin!

Anonim

 

Tanrı dinozor fosillerini (ve evrim için var olan tüm genetik ve antropolojik delilleri) sizi kandırıp, onun var olmadığına inandırmak ve böylece sizi sonsuz cehennemle cezalandırmak için yarattı. ÇOK GEÇ OLMADAN TÖVBE EDİN!

Anonim

 

Hayvanların dinin ve büyünün böyle absürd ve genellikle korkunç aptallıklarını yaptıklarını asla göremezsiniz. Sadece insan böyle mantıksızca davranır. Bu onun zeki, ama yeterince zeki olmaması yüzünden ödemesi gereken bedeldir.

Aldous Huxley

 

Eğer Tanrı gerçekten yoksa, onu yaratmamız gerekir.

Voltaire

 

Eğer Tanrı gerçekten varsa, onu yok etmemiz gerekir.

Mikhail Bakhunin

 

Dindar insanlar, tanrılarının sevgisi veya dinlerinin emirlerinin güzelliği hakkında ne söylerse söylesin, eğer davranışları başkalarına karşı yıkıcıysa ve şiddet doluysa, eğer başkalarına acı çektiriyorsa, biliniz ki o din yozlaşmıştır ve reform ciddi bir şekilde gereklidir.

Charles Kimball

 

Din şu an kadınların ilerlemesi önündeki ilk engel. Din insanları geriye götürüyor, bilime ve gelişmeye karşı çıkıyor. Din insanları doğa üstü güçlerin korkusuyla yutuyor. İnsanların mutluluğuna engel oluyor ve tercihlerini yaşamalarına asla izin vermiyor.

Teslime Nesrin

 

Sizi saçmalıklara inandırabilenler, size katliam yaptırabilirler.

Voltaire

 

Din . . . temel olarak korkuya dayanır … bilinmeye karşı duyulan korku, yenilgi korkusu, ölüm korkusu. Korku her acımasızlığın anasıdır ve o yüzden acımasızlık ve dinin el ele gitmesine şaşılmamalı. Benim din hakkındaki görüşüm Lucretius’la aynı. Onu korkudan doğan bir hastalık ve insan ırkına büyük bir mutsuzluk kaynağı olarak görüyorum.

Bertrand Russell

 

Tedavi edilemez derecede dindar, birçok insanın ruhi durumu.

Thomas Edison

 

Din gerçek sefaletin ifadesi, gerçek sefalete karşı protesto, ezilen yaratıkların iç geçirmesi, kalpsiz bir dünyanın duygusu, ruhsuz koşulların ruhu… İnsanların afyonudur.

Karl Marx

 

Din ve milliyetçilik, bunların yanında gelenekler ve ne kadar saçma olursa olsun herhangi bir inanç, sadece bireyi diğer insanlara bağlar ve bütün insanların en çok korktuğu şeyden kaçıştır: yalnızlıktan.

Erich Fromm

 

Evrenin sırlarının kabul edilebilir bir açıklamasının olmaması, bir tane yaratmamızı gerektirmez.

J. Benbasset

 

Din o kadar absürd ki embesilliğe yakın.

Henry Mencken

 

Kuzey Afrika’daki zenci bir kadının resmiydi. Korkunç bir kuraklık yaşıyorlardı. Ve ölü bebeğini kucağında tutup olabilecek en üzgün ifadeyle gökyüzüne bakıyordu. Resme baktım ve düşündüm: “Bu kadının tek ihtiyacı olan şey yağmurken merhametli ya da sevgi dolu bir tanrıya inanabilmek mümkün mü?”

Charles Templeton

 

Cevapları diz çökerek, ve gözleri kapalı arayanlardan daha cahil ve işe yaramaz insanlar yoktur.

Anonim

 

Din, sıradan insanlar tarafından doğru, zeki insanlar tarafından sahte, liderler tarafından kullanışlı kabul edilir.

Seneca

 

İnanmak, düşünmekten kolay. Bu yüzden, düşünenden çok inanan var.

Bruce Calvert

 

Eğer Kuran, Allah’ın varlığını ispatlıyorsa; çizgi romanlar da Supermen’in varlığını ispatlıyor.

Anonim

 

Putların, Kabenin istediği: Kölelik; Çanların, ezanın dilediği: Kölelik; Mihraptı, kiliseydi, tespihti, salipti, Nedir hepsinin özlediği? Kölelik.

Ömer Hayyam

 

Burada tanrı filan göremiyorum.

Yuri Gagarin (Uzaya ilk çıkan insan; yörüngedeyken üsse söylemişti)

 

Eğer Tanrı konuştuysa, niye herkes ikna olmadı?

Percy Bysshe Shelley

 

Bilginin kısa yolu olduğu iddia edilen iman, sadece aklı yok etmenin kısa yoludur.

Ayn Rand

 

Bana öyle görünüyor ki herkesin bilinen tüm dinlerden ayrılma görevlerini yerine getirmenin zamanı geldi.

John Stuart Mill

 

Kişi incelerse imanın her savunuluşunda mantığa bir saldırı bulur. İmanı kucaklamak, aklı terk etmektir.

George Smith

 

Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fenin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.

Mustafa Kemal Atatürk

 

Batı dünyasında ve bu ülkedeki en korkutucu şey, bilimsel olarak yanlış şeylere inanan insanların sayısı. Eğer biri gelip bana dünyanın 10.000 yaşından genç olduğunu söylerse, bence bir psikiyatriste gözükmeli.

Francis Crick

 

Bir insanın ahlaki davranışları anlayışa, eğitime ve sosyal bağlara dayanmalıdır; hiçbir dini temel gerekmez. İnsan, eğer ölümden sonra ceza korkusuyla ve ödül umuduyla kontrol altına alınmak zorundaysa, şüphesiz kötü bir yoldadır.

Albert Einstein

 

Din: Umut ve korkunun çocuğu; cahil olana bilinemeyenin doğasının açıklaması.

Ambrose Bierce

 

Evet Karabekir, Arapoğlu’nun saçmalıklarını Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler.

Mustafa Kemal Atatürk

 

Hatalı insanları yaratıp, sonra onları kendi hataları yüzünden suçlayan her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir Tanrı hikayesinin mantığını sorgulamamız gerekir.

Gene Roddenberry

 

Korku beyni felce uğratır. İlerleme cesaretten doğar. Korku inanır, cesaret şüphe eder. Korku yere düşer ve dua eder. Cesaret ayakta durur ve düşünür. Korku kaçar, cesaret ilerler. Korku barbarlıktır, cesaret uygarlık. Korku tanrılara, şeytanlara, ruhlara inanır. Korku dindir. Cesaret bilim.

Robert Ingersoll

 

Çağlardan beri, bir tarafta aklın ve düşüncenin izinde birkaç cesur insan ve diğer tarafta cahil büyük bir dindar kitle arasında ölümcül bir çatışma devam ediyor. Bu, bilim ve imanın savaşı. Çok az insan mantığa, onura, adalete, özgürlüğe, bilinene ve bu dünyadaki mutluluğa; bir çoğu önyargıya, korkuya, mucizelere, köleliğe, bilinmeyene ve ölümden sonraki sefalete güvendi. Çok az kişi “Düşün”, bir çok kişi “Diz çök ve iman et!” dedi. İlk şüphe ilerlemenin beşiği oldu, ve bu ilk şüpheden, insan ilerlemeye başladı.

Robert Ingersoll

 

Eğer kötülükler yok edilecekse, biz yok etmeliyiz. Eğer köleler serbest bırakılacaksa, bize serbest bırakmalıyız. Eğer yeni gerçekler keşfedilecekse, biz keşfetmeliyiz. Eğer elbisesizler giydirilecekse; açlar doyurulacaksa, adalet yerini bulacaksa; işçilik ödüllendirilecekse; batıl akıldan kovulacaksa; korunmasızlar korunacaksa ve sonunda doğruluk zafer kazanacaksa bunların hepsi insanların eseri olmalı. Geleceğin büyük zaferleri insanlık tarafından kazanılmalı ve sadece insanlık tarafından kazanılmalı.

Robert Ingersoll

 

Dinsizler, tarihin her çağında insan hakları için savaştı, ve her zaman özgürlüğün ve adaletin korkusuz avukatı oldular.

Robert Ingersoll

 

Çağlar boyunca, güçlü zayıfı ezdi; kurnaz ve kalpsiz, aptal ve masum olanları tuzağa düşürdü ve köleleştirdi, ve insanlık tarihinde, hiçbir yerde, hiçbir Tanrı ezilenlerin yardımına koşmadı.

Robert Ingersoll

 

Dini inançlar insanlık tarihi boyuncu güçlü bir negatif güç oldu. Çok acı çektirip sorun çıkardılar ve ilerlemek, gelişmek, özgürleşmek isteyen insanların yoluna çıktılar.

A C Grayling

 

Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümlerin geldiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur.

Mustafa Kemal Atatürk

 

Din adamları ne yapar? Ortalıktaki beyinsizleri hayali bir cehennemden kurtarabileceğine inandırarak hayatını kazanır. Bu romatizma için yılan-yağı satan bir satıcının yaptığı işten neredeyse farksız bir iş.

Henry Mencken

 

Din bir yığın çöpten daha fazla saygıyı hak etmiyor.

Henry Mencken

 

Eğer dünya en parlak dahilerinin, bunlar içinde halkın bilgelik ve erdemlik kanısında bile en seçkin olanların din konusunda tamamen şüpheci olduğunu bilseydi şaşkınlıktan dona kalırdı.

John Stuart Mill

 

Bir takım şeyhlerin, dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacılara talih ve hayatlarını emanet eden insanlardan mürekkep bir kütleye, medeni bir bir millet nazariyle bakılabilir mi?

Mustafa Kemal Atatürk

 

Doğal dünyada her yıl çekilen acı düşünülebilir makul sınırların ötesinde. Benim bu cümleyi kurduğum dakika içinde, binlerce hayvan canlı canlı yeniyor, başka bir sürü hayvan hayatları için kaçıyor, korkuyla bağırıyorlar, diğerleri acımasız parazitler tarafından yavaşça tüketiliyor, her türden binlercesi açlıktan, susuzluktan ve hastalıktan ölüyor. Ve öyle olmalı. Eğer bolluk dönemi olursa, bu gerçek, açlık ve sefalet tekrar gelene kadar nüfusta otomatik olarak bir artışa yol açacaktır. Elektronlarla, bencil genlerle, kör fiziksel güçlerle ve genetik kopyalamayla dolu bir evrende bazı insanlar acı çekecek, bazıları daha şanslı olacak ve bunda asla bir ritim, bir mantık veya bir adalet bulamazsınız. Gözlemlediğimiz evren, eğer bir dizayn, bir amaç, bir kötülük, bir iyilik yoksa ama sadece acımasız bir aldırmazlık varsa bekleyebileceğimiz özelliklere sahip.

Richard Dawkins

 

Bu benim inancım: Mutluluk tek iyilik; akıl tek meşale; adalet tek ibadet, insanlık tek din, ve sevgi tek rahip.

Robert Ingersoll

 

Çalışan iki el, dua eden binlerce elden daha çok iş yapar.

Anonim

 

Dünyadaki bütün dinler içinde, esrarengiz bir rastlantıyı görüyoruz: ezici bir çoğunluk sadece ailesinin ait olduğu dini seçiyor. En iyi delile, en iyi mucizelere, en iyi ahlaki yapıya, en iyi ibadethaneye, en iyi müziğe sahip olanı değil: iş tezgahdaki dinlerden bir tanesini seçmeye gelince, dinlerin potansiyel erdemleri, aile etkisinin yanında hiçbir şey ifade etmiyor. Bu açık bir gerçek ve kimse de inkar edemez. Ama bunun nedensiz doğasını çok iyi bilen biri, bir şekilde dinine sıkıca bağlanıyor, hem de öyle bir fanatiklikle ki, başka bir dine inananı öldürmeye hazır olarak.

Richard Dawkins

 

Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır.

Mustafa Kemal Atatürk

 

Dünyaca malum olmuştur ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat, bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.

Mustafa Kemal Atatürk

 

Bilimde sıklıkla bir bilim adamı “Evet, bu gerçekten güzel bir argüman, ben hatalıyım” deyip sonra kendi fikrini değiştirir ve eski fikrini ondan bir daha asla duyamazsınız. Bilim adamları bunu gerçekten yapar. Olması gerektiği kadar sık olmaz, çünkü bilim adamları da insan ve değişim bazen acı çektiricidir. Ama her gün olur. Bunun gibi bir şeyin siyasette veya dinde en son ne zaman gerçekleştiğini hatırlamıyorum.

Carl Sagan

 

Kutsal fikri basitçe herhangi bir kültürdeki en muhafazakar fikirlerden biridir, çünkü diğer fikirleri, şüpheyi, ilerlemeyi, değişimi, suç haline getirir.

Salman Rüşdü

 

Komşumun, 20 tanrı var demesi veya hiç tanrı yok demesi bana hiçbir zarar vermez. Ne cebimden para çalar, ne de bacağımı kırar.

Thomas Jefferson

 

Dünyada şu an Adem ve Havva hikayesine inanan zeki bir erkek veya kadın kaldı mı? Eğer ona inanan birini bulursanız kafasına bir tane vurun ve bir yankı duyacaksınız. Kiralık boş bir oda var.

Robert Ingersoll

 

Büyük Angelo’nun, bir kiliseyi dekore ederken, terlik giymiş birkaç melek çizdiği söylenir. Bir kardinal, resme bakıp sanatçıya sormuş: “Kim şu güne kadar terlikli melek görmüş?” Angelo, başka bir soruyla cevap vermiş: “Kim şu güne kadar çıplak ayaklı melek görmüş?”

Robert Ingersoll

 

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

Mustafa Kemal Atatürk

 

Muayeneye gelen tesettürlü kızlarımız ve kadınlarımız soyununca, dayanılmaz bir ter kokusu yayılır. Memelerinin altı kırmızı ve kokulu bir sıvı ile kaplıdır. Din uğruna eliniz ıslanır, mideniz bulanır. Türbanları yumurta gibi sert olsun ve dik dursun diye, eski röntgen filmlerini kesip, iki kat eşarbın altına koyuyor bazıları. Başlarını açtıklarında, baş derileri, havasızlıktan suları akan, cılk yaradır. Ve bizden, yani hekimlerden, tam da bu yaralar için tedavi isterler. Dünyada bu kadar iğrenç bir manzara ile karşılaşmamışsınızdır Mine Hanım. D vitamini eksikliğinden geçtim, fındık kadar beyni olan erkek zihniyetinin marifeti bu işte! Yeryüzünde kadınlarına bunu reva görürken, öbür dünyada açık saçık hurilerin hayali ile yaşamak yetiyor o zihniyete!..

Bir Kadın Doktor

 

Yarattıklarını cezalandıran ve ödüllendiren ya da bizim yaşayacağımız bir irade türüne sahip bir tanrı düşünemiyorum. Bedensel ölümden sonra kişinin yaşamını sürdürdüğüne ne inanırım, ne de inanacağım…

Albert Einstein

 

İnsan, inanma istekliliğiyle orantılı olarak değil, şüphe etme hazırlılığıyla orantılı olarak uygarlaştı.

Henry Mencken

 

Tanrının sevgisinden en çok bahsedenler, tarih boyunca insan özgürlüğüne ve mutluluğuna en derin nefreti gösterdi.

E. Haldeman-Julius

 

İyi sıfatını, yarattıklarına uyguladığım zaman benim aradığım niteliklere sahip olmayan hiçbir varlığa “iyi” demem. Ve eğer böyle bir varlık ona bunu demediğim için beni cehenneme yollayacaksa; giderim.

John Stuart Mill

 

Amerika’da devlet okullarında hiçbir dinin öğretilmesi gerektiğine inanmıyorum.

Thomas Edison

 

Aptallar! Siz tanrıyı bilinçli bir varlık sanıyorsunuz. Tanrı bir gücü ifade etmek için kullanılır. Bu güç hiçbir şeyi yaratmadı, sadece işlerin yolunda gitmesine yardımcı oluyor. Dualara cevap vermiyor, ama size bir problemi çözmeniz için yol gösterebilir. Sizi etkileme gücü var, ama sizin adınıza karar veremez.

Diogenes

 

Ahlak, size ne söylenirse söylensin doğru olanı; din, doğru ne olursa olsun, size söyleneni yapmaktır.

Anonim

 

İnsanın laneti, ve neredeyse yaşadığı tüm trajedilerin sebebi, onun muazzam, inanılmaza inanabilme kapasitesidir.

John Stuart Mill

 

Bir zamanlar dünyayı din yönetiyordu. Şimdi o zamanlara “Karanlık Çağlar” deniyor.

Ruth Hurmence Green

 

En kanlı, en vahşi savaşlar dini nefrete dayanarak yapıldı. Ki bunda benim için bir sorun yok. Ne zaman bir grup kutsal insan dışarı çıkıp birbirini öldürmek istese, ben mutlu bir adam olurum.

George Carlin

 

Ey Aptal insan! Daha bir solucan bile yapamayan ama Tanrıları düzinelerce yapan!

Michel Montaigne

 

İnanıyorum ki din, genel olarak konuşuyorum, insanoğluna bir lanet oldu. Ahlaki taraftaki makul ve abartılan hizmetleri, temiz ve dürüst düşünceye verdiği zararın çok gerisinde kaldı.

Henry Mencken

 

İnsanlık düşmanı üç din ortaya çıktı: Musevilik, Hristiyanlık ve İslam. Bunlar gök-tanrı dinleri. Tamamen ataerkiller (Tanrı her şeye gücü yeten baba) ve bu yüzden gök-tanrı ve onun dünyalı delegelerinin etkisinde kalan ülkelerde 2000 yıldır kadın düşmanlığı var. Gök-tanrı kıskanç tabi ki. Yeryüzündeki herkesden tam itaat bekliyor çünkü o tek bir kabile için değil bütün insanlar için orada. Ona karşı gelenler onun dinine inandırılmalı veya öldürülmeliler. Sonuçta, totalitaryanizm gök-tanrının amaçlarına hizmet edebilecek tek politik sistem. Herhangi bir liberal hareket onun ve dünyalı delegelerinin otoritesini tehlike altına sokuyor. Tek tanrı, tek kral, tek papa, fabrikada tek usta, evde tek baba-lider.

Gore Vidal

 

Dinlerin çoğunluğun korkusu ve azınlığın kurnazlığı üzerine kuruludur.

Stendhal.

 

Biz yalnızca çok sıradan bir yıldızın küçük bir gezegeninin üstündeki ileri bir maymun soyuyuz. Fakat biz Evren’i anlayabiliyoruz. Bu bizi özel kılıyor.

Stephen Hawking

 

Gençliği bozmanın en iyi yolu, onlara, kendileriyle aynı düşününlere, kendilerinden daha çok değer vermelerini söylemektir.

Friedrich Nietzsche

 

İnsan en acımasız hayvandır. Trajedilerde, boğa güreşlerinde ve haça germelerde şu güne kadar kendisini en iyi hisseden oydu ve kendisi için cehennemi icat ettiğinde, sıkı durun, bu aslında en iyi cennetiydi.

Friedrich Nietzsche

 

Din, aklımızın bebeklik döneminden kalma bir şeydir, biz mantık ve bilimi rehber olarak aldıkça yok olacaktır.

Bertrand Russell

 

Her kim için dünya nedensiz olarak görünüyorsa ve bu yüzden onun kendisi de nedensiz olarak var oluyorsa, İşte onun için Tanrı mevcuttur.

Karl Marx

 

Dünyayı yaratmış olan lütufkar bir Tanrı olsaydı ve evrendeki ahlaki bir düzen ve ölümden sonra yaşam olsaydı çok hoş olurdu; Ama şu çok çarpıcı bir gerçektir ki, tüm bunlar bizim öyle olmasını istememizle sınırlı.

Sigmund Freud

 

Zamanın akışı içinde insanlık, bilimin ellerinden gelen darbelerle iki kez, naif özsevgisinin incinmesinin acısını yaşamak zorunda kalmıştır: Birincisi, dünyanın merkez olmadığını, akıl almaz büyüklükte bir dünyalar sistemi içinde sadece bir nokta olduğunu anladığında…. İkincisi, biyolojik araştırmalar özel yaratılmışlık ayrıcalığını elinden alıp soykütüğünü hayvanlar alemine düşürdüğünde….Tahmin etmek zor değil, “insanlığı zaaflarından faydalanarak aldatan, sanal gerçekleriyle pohpohlatan olguyu…”

Sigmund Freud

 

Yukadıda bizi izleyen bir şey olduğuna inanıyorum. Ne yazık ki o şey hükümet.

Woody Allen

 

Ben bir ateistim, hepsi bu. Ben birbirimize karşı iyi olmaktan, başkalarına yardım etmekten başka bir şeye inanmıyorum.

Katharine Hepburn

 

Tinsel bir dünyadan başka bir şeyin bulunmadığı gerçeği elimizden umudumuzu alır, ama bize bir kesinlik bağışlar.

Franz Kafka

 

Dünyada bilinen tüm tanrısal inançları inceledim ve hepsi masallara ve mitalojilere dayanıyor.

Thomas Jefferson

 

Hangisi daha tehlikeli: Fanatizm mi yoksa ateizm mi? Fanatizm kesinlikle birkaç bin daha tehlikeli; ateizm asla kanlı bir tutku vermez insana, ancak fanatizm verir; ateizm suçun karşısındadır, fanatizm ise suçu işlemeye yönlendirir.

Voltaire

 

Din ve mantık kadar birbiriyle çelişen başka iki şey yoktur.

Voltaire

 

Her şey dinin yanında: Vahiy, kehanetler, hükümetin koruması, en yüksek değer ve tanınmışlık… Ve hepsinden öte, doktrinlerini çocukluğun körpe çağında zihne kazıma, dolayısıyla neredeyse doğuştan gelen fikirler gibi görülmelerini sağlama şeklindeki paha biçilmez ayrıcalık

Arthur Schopenhauer

 

Dinler ateşböcekleri gibidir: Parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar. Tüm dinlerin koşulu yaygın olan belirli bir derecede cehalettir. Ki sadece bu havada yaşayabilirler ancak.

Arthur Schopenhauer

 

Bir insanın ahlaki davranışları anlayışa, eğitime ve sosyal bağlara dayanmalıdır; hiçbir dini temel gerekmez.

İnsan, eğer ölümden sonra ceza korkusuyla ve ödül umuduyla kontrol altına alınmak zorundaysa, şüphesiz kötü bir yoldadır.

Albert Einstein

 

Bedenden bağımsız bir ruh fikri anlamsız ve boştur.

Albert Einstein

 

Benim dini bağlılıklarım konusunda okuduklarınız, sistematik olarak tekrar edilen yalanlardan başka bir şey değil. Kişisel bir tanrıya inanmadığım gibi bunu saklamayı bırakın, açık ve net bir şekilde ifade ettim. Eğer içimde “dini” olarak tanımlanabilecek bir şeyler varsa o da bilimin aydınlıtabildiği kadarıyla Dünya’nın yapısına olan sonsuz hayranlığımdır.

Albert Einstein

 

Teolojinin tanımladığı gibi iyiliği ödüllendiren ve kötülüğü cezalandıran bir tanrıya inanmıyorum.

Albert Einstein

 

Kanıt gösterilmeden yapılmış bir iddiayı çürütmek için kanıta ihtiyaç yoktur.

Christopher Hitchens

 

İspat yükümlülüğünün bize yüklenmesine gıcık oluyorum. Aslında “bu fikir sizden çıktı. Niye inanıyorsunuz?” dememiz gerekiyor. Size “süper güçlerim” olduğunu söyleyebilirdim. Ama ben insanlara gidip “Uçamadığımı kanıtla” demiyorum. Deseydim bana “ne demek uçamadığımı kanıtla? Uçabildiğini sen kanıtla!”derlerdi

Ricky Gervais

 

Tanrı yoktur. O, insanların yanlızlığıdır.

Jean Paul Sartre

 

Aptal bir şeyi 50 milyon kişi de söylese, o hala aptal bir şeydir.

Anatole France

 

İnsan Tanrı’ya inanmayınca hiçbir şeye inanmadığını göstermez; herşeye inandığını gösterir.

Umberto Eco

 

Din zehirdir.

Mao Zedong

 

Irkımızın en uygar kesiminde din inancının kaybolması, çocukluktan olgunluğa doğru atılan bir adımdır.

Charles Eliot Norton

 

İnanmak, düşünmekten kolay. Bu yüzden, düşünenden çok inanan var.

Bruce Calvert

 

Bilginin kısa yolu olduğunu iddia edilen iman, sadece aklı yok etmenin kısa yoludur.

Ayn Rand

 

Eğer dünya; en parlak dahilerinin, bunlar içinde halkın bilgelik ve erdemlik kanısında bile en seçkin olanların, din konusunda tamamen şüpheci olduğunu bilseydi şaşkınlıktan dona kalırdı.

John Stuart Mill

 

Eğer bir ateist olmasaydım. Onları sizlerine göre değil hayatları boyunca yaptıkları işlere göre yargılardım. Bence Tanrı dürüst ve erdemli bir ateisti, hersözü Tanrı, Tanrı, Tanrı olan ve her yaptığı iş rezil, rezil, rezil olan bir televizyon vaizine tarcih ederdi.

Isaac Asimov

 

Ölüm zamanım yaklaşsa da cehenneme (veya daha da kötüsü) popüler anlatımıyla cennete gitmekten korkmuyorum. Ölümün bir “hiçlik” olmasını bekliyorum ve beni ölüm korkusundan kurtardığı için ateizme şükran duyuyorum.

Isaac Asimov

 

Gelişmiş toplumlar dindar oldukları için değil dine rağmen gelişmişlerdir.

Mark Twain

 

Benim inanmadığım bir dine inananları kafir saymanın rahatlığı beni de kendi dinimi sorgulamaya götürdü.

Mark Twain

 

İnsan tek dine inanan hayvandır. Cennete giden yolu kolaylaştırmak için dünyayı bir cehenneme çevirdi.

Mark Twain

 

Bence temelde ikimiz de dinsiziz. Sadece ben, senden bir tane fazla dini daha reddediyorum. Sen diğer tüm olasi dinlerin neden reddettiğini anladığın zaman, benim de neden senin dinini reddettiğimi anlarsın

Stephen F. Roberts

 

Öbür dünyalarla uğraşmak aramızdaki kötülükleri düzeltmez, bu dünyaya okaklamak bize yardımcı olabilir.

Walt Whitman

 

Bir şeye sadece duyduğunuz için inanmayın. Bir şeye sadece konuşulduğu veya bir sürü insan tarafından anlatıldığı için inanmayın. Bir şeye dini kitabınızda yazılı olduğu için inanmayın. Bir şeye öğretmenleriniz veya büyükleriniz söyledi diye inanmayın. Geleneklere veya törelere inanmayın. Çünkü onlar yüzlerce yıldır uyguanır. Fakat gözlemlerden ve analizlerden sonra bir şeyin akla uygun olduğunu, hem bireye hem topluma faydalı olduğunu bulursanız, o zaman onu kabul edin ve onu yaşayın.

Buddha

 

Dünya üzerinde binbir versiyonu olan ilahi oyun. Lakin release’leri arasında büyük farlılıklar vardır. Misal hindistan versiyonunda inek kesmek oyundan banlanmanıza neden olurken, arabistanda inek kesmek bonus hanenize puan ekler. Zaman içinde belli bir release’in tek versiyonu insanları kesmediği için expansion pack’ler çıkmıştır. Mesela hristianlık adı altında olanların katolik, protestan, ortodoks gibi pack’leri vardır. Bu oyunun amacı kişiyi oyunu release eden firmaya yararına oyunu sürekli oynamasını ve gerçek hayattan kopmasını sağlamaktır. Böylece firmalar insanları düzen içinde tuttuklarını sanarlar. Çok ekstrem istisnalar dışında her birinde tanrı denen bir admin bulunur. Moderatörler ise admin doğrultusunda ilerlediklerini söylerler. Lakin adminle birebir haberleşmek şu ana kadar mümkün olmamıştır. Ateist denen kimi oyun karşıtları ise bunu büyük bir bug olarak görürler.

Anonim

 

Eğer bir tanrı varsa; beni sadece kendisine, peygamberlerine, kitaplarına ve mucizelerine inanmadığım için öldükten sonra sonsuza kadar yakacak ise, Bu o tanrının ulu, üstün bir varlık olduğunun kanıtı değil, bir nevi ilkokul bebesi kıvamında sınıf başkanı kampleksleri ile bezenmiş sorunlu bir çocuk olduğunun kanıtıdır.

Anonim

 

Ben bir ateistim ve ölümden sonra yayama dair bir inancım yok. Bu hayatın harika olduğunu ve tüm sahip olduğumuzun bu olduğunu kabul ettiğimi söyleyebilirsiniz. 60 yaşına geldim ve bu yaş bu şeylerden vazgeçmek ve üzülmemem için geçirebileceğimiz güzel zamanlardan zevk alabilmek için iyi bir yaş.

David Gilmour D.

 

Tarih, tek gerçek ahlaki değerlerini bulduğuna kendisini ikna eden ve ona katılmayanları yok etmeyi veya değiştermeye kalkışan kararlı insanların yarattığı sefaletle dolu.

Peter Lloyd

 

Milli ahlakımız, medeni esaslarla ve hür fikirlerle beslenmeli ve katviye olunmalıdır. Bu çok mühimdir;

Bilhassa dikkatinizi çekerim. Tehdit esasına dayanan ahlak, bir fazilet olmadıktan başka itimada da layik değildir.

Mustafa Kemal Atatürk

 

Gerçekte dinleri konusunda halkın hiçbir fikri yoktur; Din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık amallara kör bağlılıktan başka bir şey değildir. Tarih bize öğretir ki, bütün dinler milletlerin cehaletlerinin yardımıyla, utamaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. Tüm denemlerde toplumun kutsallaştırdığı boş düşüncelerden tehlikesizce sıyrılmak imkansızdır.

Mustafa Kemal Atatürk

 

Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum.

Hükümetini ayakta tutmak için idin kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir. Adeta halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk

1926 Andrew Mango, Atatürk Syf.447

 

“Ya kesinlikle Allah diye bir şey yoktur veya bizim ulemanın bizi illa ikna etmek istedikleri gibi, kudret ve hikmet sahibi değildir. Çünkü eğer gerçekten mevcut olsaydı -ki zaten dünyada böyle bir şey yoktur- benim gibi, ondan horlukla bahseden ve varlığının en büyük düşmanı olan birini asla hayatta bırakmazdı.” Lari Mehmed

 

Mülkiyet sahte Tanrıların sonuncusudur. Pierre-Joseph Proudhon

 

”Bir insan ne kadar çok şeye inanırsa, o kadar az şey bilir. Ne kadar az şey bilirse, o kadar aptal olur. Ne kadar aptalsa, o kadar kolay yönetilebilir.” -Most.

 

Herşeye kadir olandan birşeyler istenmekte, eskiden bu Tanrı idi, günümüzde Devlet.

Peter Kropotkin

 

Mukaddes Kitap: Mübarek dinimizin, tüm diğer dinlerin temelini oluşturan yanlış ve sahte yazılardan arındırılmış kutsal kitapları. Ambrose Bierce

 

Dua: Günah çıkararak değersiz olduğunu itiraf etmiş tek bir kişi için, evrenin kanunlarının geçersiz kılınmasını istemek. Ambrose Bierce

 

İnanç: Örneğine hiç rastlamamış şeylerin varlığına, bu konuda hiç bilgisi olmayan bir kimsenin anlattıklarına dayanarak kanıtsız inanmak. Ambrose Bierce

 

Dünya üzerinde yeni hiçbir şey yok ama bizim bilmediğimiz çok şey var.

Ambrose Bierce

 

Tüm alçaklıklar Tanrı adına yapılmadı mı, tüm kanlı idam sehpaları Tanrı adına kurulmadı mı, insanlar yakılmadı mı, zındıkları öldürmek için mahkemeler ve engizisyon onun adına kurulmadı mı, bütün aptallaştırma çalışmaları onun adına yapılmadı mı ve günümüzde bile çocukların hassas ruhları dinsel eğitimle Tanrı adına zedelenmiyor mu [kelepçelenmiyor mu?] Kutsal yeminler onun adına bozulmadı mı ve her gün misyonerler ve karabaşlar diyar diyar dolaşıp Yahudileri, Paganları, Protestanları ya da Katolikleri (vb) kendi atalarının dinine ihanet etmeye teşvik etmiyorlar mı – Tanrı adına?  Max Stirner

 

En başta, ilâhiyatın ilâhî zorbalığına, Tanrı’nın hayaline başkaldırmak gerekir. Gökyüzünde bir efendimiz bulunduğu sürece yeryüzünde kölelikten kurtulamayız. Mihail Bakunin

 

Cennette bir efendimiz olduğu sürece, dünyada köle olmaya mahkumuz. Mihail Bakunin

ATEİZMİN İLK KAYNAKLARI

Claude Tresmontant çev. Doç. Dr. Hayrani ALTINTAŞ

Modern Ateizmin anahtarı, Yunan felsefesinin kaynaklarında bulunur. Bu iddianın gerçekliği bütün bu inceleme boyunca gözükeceği gibi, özellikle 19. Asır ateizmi veya Engels, Hacekll ve Nietzsche’nin ateizmi incelenirken daha ziyade gözler önüne serilecektir. Bunun için biz konuya buradan başlayacağız. Amacımız elbette Sokrat’tan önce gelen filozofların düşüncelernin tarihi bir gelişimini sergilemek değildir. Bu konuda daha önce çalışmalar yapılmıştır. Ancak biz, modern ateizmin ortaya çıkışını ve tabiatını anlamamıza yardım edeceğine inandığımız kozmolojik ve ontolojik bir kaç tezi hatırlatmadan geçemeyeceğiz.

Yunan felsefesinin kaynaklarının derinliğine kadar inilirse görülürki, Kainat ilahi ve canlıdır.

Bu doktirin doğu ve antik helen dinlerine uygun düşmektedir. Esasen bu dinlere göre yıldızlar ve tabiat kuvvetleri ilahi kaynaklı olup- bütün tabiat ilahi olarak değerlendirilir.

Tales:

Aristo, “Nefs üzerine inceleme” adlı eserinde şunları söyler: Bazı düşünürlcr nefsin bütün kainatla karıştığını ifade ederler.

Belki de Tales’in düşüncelerinin kaynağı her şeyin tanrılarla dolu olduğu fikridir.

“Fakat, diyerek ilave eder Aristo, bu, bazı güçlükleri ortaya çıkarır: havada ve ateşte olan nefs niçin onlardan bir hayvan meydana getirmez? Halbuki çeşitli unsurlardan meydana gelen vücutlarda bunu yapmaktadır: gerçekte o, hava ve ateşte daha mükemmel bir şekilde bulunmaktadır. Esasen havada bulunan nefs’in kemal ve ölümsüzlükte hayvanlarda bulunan nefs’e hangi sebeble galebe ettiğini sormak gerekir. Şu veya bu şekilde cevap verilse de saçmalıktan ve anlamsızlıktan kurtulunamaz. Hayvanı hava ve ateş olarak tavsif etmek çok tezattı bir ifade tarzı ve bir nefs’e sahip bulutnan varlıklara bu hayvan sıfatını vermemek saçmadır.

Bu doktirin kozmik ruhçuluk (animizm) adı, verilen görüştür. Buna göre, kainat canlıdır ve dünyanın nefsi ilahidir. Dünya ile tanrı arasındaki münasebet nefsle beden arasında bulunan münasebet gibidir. Bu düşünce Eflatun’da hatta Aristo’nun bazı metinlerinde, daha sonra da Stoalılarda bulunur.

Aynı düşünce Giardono Bruno tarafından rönesansta yeniden ele alındı. Bunu 19. asırda, Schelling’e kadar olan devre de görmek mümkündür. Bu çalışma boyunca görülecektir ki bu tür bir anlayış, kaçınılması imkansız düşünce tarzlarından biridir; veya tabir caizse, kainatın tek varlık olduğu ve ondan başkasının bulunmadığını söyleyen her felsefenin eğilimlerinden biridir.

Yahudiler:

Milletli Tales’in M.Ö. 640 yılında doğduğu söylenir. M.Ö. 7. asırda Yahudiler uzun zamandan beri süre gelen ve Tales’ten tamamen farklı bir varlık bilimi (Ontoloji) ve gök bilimi (Kozmoloji) meydana getirmişlerdi. Yahudilere göre Alem ilahi değildir; aleme ait hiç bir şey de ilahi değildir; yıldızlar ilahi bir karekter taşımazlar; aynı şekilde tabiat kuvvettleri, krallar, imparatorlar da ilahi değildirler. Bu özellikteki Yahudi düşüncesi, kesin olarak alemin ilahi ve kutsal olmadığını sergiIemediği gibi, aynı zamanda alemin nefsi olduğunu da kabul etmedi.

Bu açıdan Yahudi düşüncesi, Animizm olarak adlandırılan doktirinin kategorilerine girmez.

Yahudi ilahiyatına göre, Allah kesin olarak alemden ayrıdır. Alem de ilahi cevherin oluşla gerçekleşen bir sonucu değildir. Onun için Alem ilahi değerle eşit bir cevher değildir.

Diğer birçok noktada olduğu gibi, bu noktada da Yunan düşüncesi ile Yahudi düşüncesi arasında köklü karşı görüşler bulunmaktadır.

Ateizmİn İkİ Şekli:

Bu incelemenin başından sonuna kadar ve batı düşüncesinin gelişmesi sırasında görüleceği gibi, Ateizm veya Allahtanımazlık, iki şekilde tezahür etmiştir. Her halükarda, Ateizm veya Allahtanımazlık, sadece alemin varlığını benimseyip bir başkasının bulunmadığını kabul etmektir. Alem veya tabiat “varlık sadece budur” demektir.

Fakat bu, iki manada anlışılabilir. Birincisinde tabiatın ve alemin ilahi menşeli olduğunu öğreten antik dinden hareketle anlaşılacak manadır. Ancak, bu halde Ateizm veya Allahtanımaz kelimesi her şeyin ve tabiatın tamamen ilahi olduğunu kabul edip öğreten bir sistem için uygun düşmemektedir; bilindiği gibi bu doktrini tavsif etmek için kullanılan kelime Panteizm veya Vahdet-i Vücutculuktur. İkinci halde alemin ilahi ve göklerin canlı olmadığını kabul eden görüşten hareket edildiği zaman anlaşılan manadır ki, bu halde ortaya katıksız Ateizm veya Allahtanımazlık çıkar. Buna göre, hiç bir ilahilik ve alemin nefsi olmaksızın sadece madde, alemi meydana getiren her şeyin kaynağı olur. Yunan atomculuğunun kurucuları ile birlikte geliştiğini ve ilerde tekamülünü göreceğiniz, işte bu gelenektir.

Fakat, göreceğimiz gibi batı Allahtanımazlığı, sırası gelince belirteceğimiz sebebler dolayısıyla, alemin bu iki görüntüsü arasında dalgalanmıştır. Bu açıdan o, ikiye ayrılmıştır; biri göklerin canlı ve nefsleri olduğu görüşü ile bütün alemin özel hayatı olduğunu kabul eden Hilozoizme yaklaşanı, diğeri hareket noktası olarak Yunan Atomcularının görüşlerini kabul eden eğilimdir”. Ateizrn veya Allahtanımazlığı bu iki tür görüş arasında dalgalanmaya mecbur eden, bu iki doktrinden ayrılması mümkün olmayan zorluklardır. Çünkü bu zorlukların müşterek bir tek noktaları vardır, o da aIemin tek varlık olduğu ve yahudihlerin düşüncesinde olduğu gibi Allah ile alem arasında ayırım yapılmaması yani Allah’In dünyadan ayrı, alemin yaratıcısı, ayrı bir varlık olmadığıdır.

Kelami Yahudi Doktrini:

Yahudi düşüncesinde yaratılış fikri alemde mevcut her şeyin, Allah’ın hikmeti, aklı, düşüncesi ve kelamıyla yaratıldığı fikri ile açıklanır.

Yani yahudi ilahiyatında tabiatla Allah’ın yaratıcı kelamının, hikmetinin ve düşüncesinin kendiliğinden var olma hali mevcuttur. İnsan dünyayı ve tabiatı inceleyerek bu görüş içinde Allah’ın bu hikmetinden ve aklından bir şeyler bulmalı; esasen akıl devamlı olarak günümüze kadar dünyada ve tabiatta müesir güç olarak devam ede gelmiştir.

Fakat, tabiattaki düşüncenin ve kelamın kendiliğinden var olma hali konusundaki Yahudi fikri, Yunanlıların alemin bir nefsi olduğu düşüncesiyle karıştırılmamalıdır.

Çünkü yahudi ilahiyatına göre Allah’ın yaratıcı düşüncesi ve hikmeti dünyanın nefsi değildir. Allah’ın yaratıcı hikmeti ile dünya arasıdaki ilişki de nefsle vücut arasındaki lişki değildir. dünya ilah vücut değildir ki, onun nefsi yaratılmamış ve ilahi olsun. Dünya yaratıcı bir hikmeti ve düşünce ile içerden çalıştırılmaktadır; insan, aklı ile bu faatliyeti ve varlığı anlayabilir. fakat bu yaratıcı hikmet ve düşünce, içten çalıştırdıkları ve üzerlerinde etkilerini gösterdiklerini dünyadan ve tabiattan tamamen ayrıdırlar.

Yaratılmamış kelam’ın tabiattaki eylemi, bir canladırma değildir. “Kelam” dünyanın nefsi de değildir.
Yahudi ilahiyatçılar da, stoisyenler gibi, diğer bazı Yunan filozoflarında olduğu veçhile, tabiatta kendiliğiden mevcut bir kelamı’n (Logos)’un varlığını kabul ederler. Yunanlılar ve Yahudilerde müşterek olan husus budur. Fakat Yunanlı filozoflar için “kelam” veya aramice bu memra, tabiatta tesirini gösteren fakat tabiatın kelamı (logos) olmayan Allah’ın yaratıcı kelamı’dır.

Sonuç olarak, Yahudi tek tanrıcılığı ile animizm veya modern ateizmin kaynaklarından birini meydana getirecek olan panteist tipİn panpsişizmi arasındaki köklü ve ince fark böyledir.
Bu, Yahudi kaynaklı tektanrıcılık ile ebedi tektanrıcılık arasıındaki farkı meydana getiren bilgi kaynağının meselesidir. Ebedi tektanrıcılığa göre, bilginin kaynağı bizzat tabiatın kendisinde bulunur, çünkü tabiattan başka bir mevcut yoktur.

Yahudi ilahiyatına göre bilginin kaynağı tabiattan ayrıdır. Bilginin kaynağı Allah ile tabiat arasında mevcut bulunan münasebet, nefs ile vücut arasındaki münasebet değildir, ancak, o, şairle şiir, veya bestekarla beste arasındaki münasebetle mukayese edilebilir.

Günümüzde olduğu gibi daha önce de asırlarca insan düşüncesinin. nasıl bu mesele etrafında çarpıştığını göreceğiz.

Savaş henüz bİtmemiştir, bu çalışma ile bu hususdaki konuları bir parça aydınlığa çıkarmak istiyoruz. Her halükarda bazı çağdaş yazarların yaptığı gibi yahudi ilahiyatnı animizm’İn kategorileri içinde mütalaa etmenin doğru olmadığını belirtmek isterİz; çünkü Yahudi düşüncesi, kendi bünyesinde İlahi bir canlı ve bir hayvan olarak telakki edilmeyen dünyayı kutsal ve ilahi olmaktan çıkarmıştır, diğer taraftan ikamet etmemeye, hikmetin mündemiç eylemine düşünceye ve alemdeki yaratıcı kelama ait doktrinle tabiat, aleminin bir nefsi olduğu hakkındaki doktrİn ile bağdaşmaz.

Öyle ise birbirinden tamamen farklı iki doktirini karıştırmak aldatıcı bir haldir. Alem hakkındaki Yahudi görüşünü animist olarak tavsif edenler, demokrit felsefesinin gelenekçi görüşlerine bağlı oldukları için bunun böyle yapmaktadırlar, bu görüşe göre, hiç bİr akıl tabita tesir etmez. Mademki, aksine tabiata tesir eden bİr aklın bulunduğu fikrini doktirİn kabul ediyorlar bunun için “bu animizmdir diyorlar.” Bu birbirinden tamamen farklı iki doktirini karıştırmaktır.

1.Birincisine göre, alem canlıdır, ve tabiat canlı olmayan madde dahil bir nefse maliktir, bu salt bir animizmdir.
2.Dİğer taraftan Yahudi, daha sonra da hristiyan doktirinine göre alemin aklı olmayan yaratıcı bir düşünce tabiata tesir eder, çünkü alemin düşüncesi yoktur, fakat dünya olmayan Varlık’ın bir düşüncesi vardır.

Anaksimandros:

Ateizm veya Allahsızlık, var oluşun ve alemin meydana gelişini açıklamak için ortaya atılmış bir felsefedir.
Bu bakımdan Miletli Anaksimandrosun (610-547 M.Ö.) felsefesi de ateizm yönünde gelişen bir felsefe olarak değerlendirilebilir. Anaksimandros hakkında bildiklerimizin hemen hepsi, onun eserlerini görmüş olan Teofrast’ın bize naklettiği bilgiIerdir.

Teofrast, Anaksimandros’un şöyle söylediğini kaydeder: Eşyanın ilk elemanı ve maddi sebebi “Apeiron” adı verilen belirsiz, karmakarışık şeydir. Bu şey maddi sebeb adı ile çağrılan ilk nesne oldu. Bu nesne ne şudur, ne de daha önce ortaya atılmış elamanlardan biridir; fakat bunlardan farklı ve belirsiz” bir cevherdir. Bütün gökler ve onlan içine alan bütün alemler bu cevherden ileri gelmişlerdir. Anaksimandros şöyle der:

“O, ezeli ve daima genç olup bütün alemleri çevreler. Kaydedildiği gibi, her şey ilk çıktığı kaynağa geri döner. Çünkü onlardan bir kısmı zamana göre diğerlerindeki haksızlığı tamir eder, güzelleştirir. Bundan başka ezeli bir hareket vardır ki, alemlerin doğuşu onda tamamlanmıştır”.

Bize, Plutark’a göre Çesarlı Ösep kanalıyla gelen Anaksimandros’un fikirleri özetlenecek olursa denilebilir ki, belirsiz nesne apeiron kainatın varoluş ve yokoluşunun bütün sebeblerini kendinde taşır. Gökler ve alemler bu ilk belirsiz cevherden ayrılmışlardır ve sonludurlar.

Ezelilik, tıpkı çok daha önceden varoluşun sebebi olduğu gibi yokoluşunda sebebidir; bütün varoluşlar ve yokoluşlar dairevi bir tarzda meydana gelirler”.

Albert Rivaud’nun da beıirttiği gibi, Anaksimandros’un apeiron’u Hesiod’un kaos’una çok yakındır. Belirli sınırları, ayrı özellikleri yoktur. Felsefenin ona yakıştırdığı bütün olumsuz nitelikler böyledir. Apeiron düşünen aleme zıttır.
Modern materyalizm’in “madde” diye adlandırdığı şey, Anaksimandros’un apeironuna çok benziyor. Dinsiz materyalizmin maddesi, Anaksimandros’un Apeiron’u gibi, yaratılmamış ezeli bir cevherdir. Bu cevher, dünyayı meydana getiren bütün varlıkları kendr öz kaynaklarıyla üretir. 19. yüzyıl ateizmindeki bu ezeli üretim ilerde görüleceği gibi devridir; bitmek tükenmek bilmez.

Ksenofan:

Fikirleri MÖ. 540 yılınd gelişme gösteren Kolofonlu Ksenofan hakkında Aristo şunlan söyler:

“Ksenofan’a gelince, tekçiliğin en eski müntesiplerinden (çünkü denildiğine göre Parmenid onun öğrencisidir) olup hiç bir şeyi açıklığa kavuşturmadı. İki sebepten hiç birinin tabiatını kavramış gözükmemektedir. Fakat maddi aleme bakıp Bir”in Allah olduğuna inanır.

Paul Tannery, Ksenofan’ın Tanrısının dünya olduğunu işaret ederek şöyle der: “ilk çağın bütün müşahedeleri kainatın bizzat kendisinin tanrı olduğunda müttefiktirler”. Diğer taraftan, Theodore Gomperz, Ksenofan’ın tanrısı hakkında şöyle der: “Bu tanrı kainatın yaratıcısı Allah değildir, O, ne alemin dışında, ne de üstündedir; fakat o, kesin olarak belirlenmese de gerçekte en azından alemin nefsi, külli ruhtur”. Gomperz ilave ederek der ki; “Halk dini, özü ve prensipleri itibarı ile tabiat hayranlığı mahiyetinde bir din olmuştur. Düzenleyici olan aynı zamanda onarıcıdır. Yunan düşüncesine ait olup Homeros ile Hesiod’un şiirlerinde ifadesini bulan bu yeni reformatör en yakın dini ve antropomorfik görüşü yıkarak ilkel bir görüş ortaya çıkardı; bu ilkel görüş Ari ırkın müşterek inancı olup tabiat dininin görüşü idi.”

Heraklit:

Heraklit’in eserlerinden bize kadar ulaşan bir metinde belirtildiğine göre; “Herkes için aynı olan bu alem, tanrılardan biri veya onu yapan insanlardan biri değildir; fakat eskiden beri hep vardı, halen var ve belli oranlarda yanıp sönen, ebedi olarak yaşayan bir alev olarak var olacaktır.

Bütün Yunan felsefesinde olduğu gibi Heraklit’in düşüncesinde de alem yaratılmamıştır. Olmak ve varlığını sürdürmek için kendinden başka bir tanrıya ihtiyacı yoktur. Heraklit’in incelediği oluş bizim yirminci asırda incelediğimiz oluşla karıştırılmamalıdır. Bizim için oluş, tarihi ve geri döndürülmeyen bir vetire (süreç)dir. Heraklit için oluş, devridir. O, çalkantılar, çarpıntıları, yayılmalari ve büzüşmeleri arasında ebedi olarak aynı kalan bir kainatın periodik (sürekli) hareketidir, Bundan dolayıdır ki; Heraklit felsefesi ileride görüleceği gibi, modern ateizmin bir çok nazariyatçısına ilk örnek (prototype) vazifesini görmüştür.

Parmenides:

Ebedi Parmenides’in fikirleri M.Ö. 500 yıllarına doğru parladı. Parmenides teogoni (tanrıların doğumu) yi kabul etmez. Varlık varlıktır. Varlık’ın doğuşu, oluşu yoktur. Çünkü Varlık yokuluktan meydana gelemez. Onun Varlık’tan ileri geldiği de söylenemez; çünkü bu, onun varolmadan önce varolduğunu farzettirir. O halde onun hakkında söylenecek olan, onun olduğudur. Onun meydana gelmesine sebep olmuş hiç bir şey yoktur. O, yok olamaz, parçalanamaz. Onda oluş yoktur.

Eğer çağdaşı bir yahudi ilahiyatçı Parmenides’in şiirini duysaydı bu şair filozofa şöyle bir soru yöneltebilirdi: “Hangi varlıktan bahsediyorsun? Tanrının varlığından mı, yoksa alemin varlığından mı? Çünkü biz biliyoruz ki; Allah olan mutlak Varlık, ne varolup tükenmeyi, ne başlangıcı, ne oluşu ve ne de yok oluşu kabul eder. Allah hakkındada biz şöyle diyoruz: O, O’dur. O’nun özel ismi şudur: Benim; fakat alem hakkında aynı şeyi söyleyemeyiz .. Çünkü alemin bir başlangıcı, bir tarihi, bir oluşu vardır ve belki bir gün yokülacak. Her halükarda o mutlak Varlık değildir.”.

Ezeşiyel mektebinde yetişmiş yahudi bir ilahiyatçı ile incil literatüründe “M.O. 6. y.y.’da papaz yasası olarak adlandırılan belgeleri kaleme alan ilahiyatçıların Parmenides’e söyleyecekleri işte bunlardır.

Fakat Parmenides Allah’ın varlığı ile alemin varlığı arasında bir ayrılık görmez; bir tek çeşit Varlık vardır, o da alemin kendisidir.

Parmenides’in kendisinden bahsettiği Varlık, maddi dünyanın kendisidir . Bu Varlık da her köşeden yuvarlarlaklaştırılmış bir küre yığınına benzemektedir. O her şeydir. Dünya külIi ve hareketsiz bir Varlık’tır .

Parmenides ‘in düşünce düzeni aşağıdaki şekilde belirlenir : Varlık için ne başlangıç, ne doğuş, ne oluş. ne de yokluk söz konusu değildir. O halde dünya, bu şekilde anlaşılan bir Varlıktır. Ve Parmenides bundan başka bir şey tanımaz. Sonuç olarak da alem yaratılmamış, ezelidir ve yokolmaz; gerçekte onda oluşla ilgili bir şey yoktur.

Tabii sonuç: Tecrübelerle anladığımıza inandığımız oluş, oluşumlar ve bozuluşların hepsi, gerçekte sadece bir görünüşten ibarettir.

Parmenides ‘in esas fikirleri Şandogya Upanişad ‘larda belirtilen göruşlere çok benzemektedir: “Dostum, her şeyin başlangıcında kendisinden sonra bir ikincinin bulunmadığı bir tek Varlık vardı. Bir kısım insanlar şöyle derler: Her şeyin başlangıcında ikincinin olmadığı sadece bir yokluk vardı. Varlık bu yokluktan doğdu. Fakat dostum, bu böyle nasıl olacak ve nasıl devam edecektir ? Varlık yokluktan nasıl doğacaktır? Hakikatte, başlangıçta kendisinden başka bir ikincinin olmadığı sadece bir tek varlık vardı”.

Eski Upanişad’larda açıklanan Brahmanların doktrinini Parmenides’in bilip bilmediğini bilmiyoruz, ancak esas noktalar üzerinde onlarla aynı fikirleri taşıdığını görüyoruz.

Parmenides tıpkı onlar gibi, Varlık’ın bir, ezeli, hareketsiz, yokolmaz, başlangıçsız ve oluşsuz olduğunu, oluş halindeki varlıklarda görünen çokluğun da dıştaki bir görünüşten ibaret bulunduğunu ifade eder.
Bagavad Gita, Parmenides’in şiirlerinde aynı kelimelerle yeniden ifade edilmiş olur; bu aynı kelimeler Empedokles’te de görülecek.

“Yokluk için varoluş, varlık için de yokluk yoktur: filozof bilmektedir ki birinden diğerine engel aşılamaz. Bil ki, yokolamaz niteliği, bu kainatın dokusudur; bu, ölümsüzlüktür, Onu yıkmak, hiç kimsenin iktidarında değildir. Asla doğuş olmadığı gibi, ölüm de yoktur; varoluşu hiç kimse başlatmadı, hiç kimse de onu durduramayacak; başlangıçsız, sonsuz ve ebed! Eski (ezeli), bedenin etkilendiği şeyden etkilenmedi. Onu yokolmaz, ebedi, başlangıçsız ve ölümsüz olarak tanıyan bir kimse, nasıl olur da onun öldürttüğünü ve öldürdüğünü düşünebilecektir?”

Teofrast, Parmenides’in doktrinİni şöyle özetler: “Ksenefon’dan hemen sonra gelen Eleli Pires’in oğlu Parmenides, önce bir yola, sonra bir başka yola girdi. Bir taraftan kainatın ezeli olduğunu söylerken, diğer taraftan da, eşyanın başlangıcını ve oluşumunu anlamaya çalıştı.’ Her iki halde de aynı şekiİde düşünmedi; fakat kainatın hakikatte bir, oluşuna sebep olunmamış, dairevi olduğunu kabul etti; halbuki herkesin müşterek olduğu bilgilere göre, olayların ortaya çıkışını ifade için ateş ve toprak gibi iki prensip kabul etti; toprak madde, ateş sebep ve fail idi:”

Aristo, Parmenides’in esasa ait ilk girişimini şöyle anlar: “Kendini felsefeye veren, hakikati ve varlıkların tabiatlarını arayan ilk kimseler yollarından saptırıldılar; beceriksizce bir öğretiyle ve adeta zorla yanlış ve kötü yola sürüklendiler. Bu ilk filozoflara göre, hiç bir şey ne oluşturuldu, ne yokedildi; çünkü oluşumuna sebep olunan mecburi olarak ya varlıktan veyahutta yokluktan varolmaladır; iki faraziye de imkansızdır; gerçekte, varlık, meydana gelmesine sebep olunmuş olamaz; çünkü o daha önceden vardı; hiç bir şey yokluktan meydana getirilmiş olamaz, zira böyle bir halde varlığın kendisine dayandığı bir nesne(?) bulunmalıdır. Sonra, sonuçları daha da kötüleştiren böyle bir görüş noktasından hareketle alemde çokluğun olmadığını fakat sadece varlığın kendisinin olduğunu ileri sürdürler. İşte bu tür bir doktrini açıklamak için, akıl yürütüşleri böyle oldu “.

Tabiatın hiç bir şeye bağlı bulunmadığını yaratılmamış, ezeli ve ölümsüz olduğunu söylemiş olması itibariyla Parmenides materyalizmin ve materyalistIerin babasıdır.

Şimdiye kadar tanınmış bütün materyalistler alemin varlık olduğunu ve ondan başka varlığın olmadığını kabul ederek onun ebedi ve ölümsüz olduğunu söylediler.

Zamanımıza kadar bütün materyalistler materyalizmin esasını teşkil eden Parmenides’in şu tezini kabul ettiler: Varlık hiç bir şeyden çıkamaz; öyleyse dünya tek varlıktır. Bu durumda da o, yaratılmamış ve ezelidir.

Parmenides’ten Engels’e kadar materyalizmin ve ateizmin mecburi bir şekilde kabul ettiği esas tez budur. Hakikat şudur ki, şimdiye kadar hiç kimse bundan başka bir şey düşünemedi. Eğer dünyanın tek varlık olduğu bir gerçekse, o halde onun yaratılmamış, ebedi ve sonsuz olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü, madem ki ebedi olduğu farzediliyor, eğer, o eskimeye, yıpranmaya ve yokolmaya elverişli olsaydı, bu iş ezelden beri devam eden bir husus olacaktı. Oysa ki, o meveut. Öyleyse onun eskimez ve yıpranmaz olması gerekir. Aynı şekilde onun başlangıcnın ve sonunun olmaması gerekir. Çünkü o, Varlık’tır ve ondan başka bir Şey yoktur.

Parmenides, tecrübelerimizin dünyası, oluş, doğuş ve yokoluşların sadece bir görüntüden ibaret olduklarını söylediği ve fikirleri bu yönde olduğu için idealizmin de babası sayılır. Upanişad’ların yazarları gibi, o da çokluk ve oluş konusunda sahip olduğumuz tecrübenin aldatıcı, boş bir görüntüden ibaret olduğunu düşünür. Bu tecrübe sadece bir kanaat veya görüştür. Fakat gerçek Bir’in doktrinidir. Bu şekildeki Parmenides, düşüncesi, daha sonraki Eflatun ve bütün idealist geleneğin öğrettiği fikirler manzumesidir.

Ancak, .Parmenides’in hem materyalizmin hem de idealizmin babası oluşu nasıl izah edilecek veya nasıl anlaŞılacaktır? Bu tarz bir olay başkalarının başına da gelmiştir. ileride göreceğimiz gibi, 17. asırda Descartes da idealist felsefe gelenekle, materyalist geleneğin hareket noktalarında bulunur. O, kendine has “yanıltıcı olduğuna inanılan hissi tecrübenin reddi, sağlam bir hareket noktası olarak ortaya konmuş düşünüyorum (le pense) kaziyesi, şüpheli ve ilahi doğruluktan sapma ile ispatlanmış olmayı isteyen dış dünyanın varlığı” görüşü sebebiyle idealist; Traite du Monde (alemin incelenmesi) adlı eserinde açıklanan ve atomistlerinkine çok benzeyen kozmoıojisi ve mekanikçiliğiyle de fransız materyalizminin babasıdır.

Parmenides de materyalizm ve idealizm açısından aynı değerde olan usulü veya metodu sebebiyle modern materyalizmin ve idealizmin babasıdır.

Bu inceleme boyunca, sözü edilen bu paradoksun, kendinin gerçek olduğunu ortaya koymaya çalıştığını göreceğiz: Holbah baronu, Marx, Engels, Bakunin Haeckel, Dante’den M. DauviIIier ve M. Kahan’a kadar, günümüzdeki en uzlaşmaz ve en mutlak materyalizm anlayışı, Parmenides’in metodu gözönüne alınırsa her şeyden önce ortaya konan bir kaideden hareket eden dedüksiyon (tümdengelim) metodundan ileri gelmektedir. Bu metod aynı zamanda idealist metafizikcilerin veya ilahiyatçların metodudur.

Materyalizm konusunda peşin olarak ortaya konan kaide, aynen Parmenides’in ortaya koyduğu kaidedir, yani tabiat aleminin bir tek varlık olduğu şeklindeki kaide.

Mutlak idealizm konusunda olduğu gibi, mutlak materyalizm konusunda da, felsefi tahlilin hareket noktası, ileride görüleceği gibi, tecrübe değildir, fakat hareketin başlancında ortaya konulan kaidedir, yani bu kaideyi ispatlamadır.
Avrupa düşünce tarihinde, mutlak matetyalizm ve mutlak idealizm müşterek bir düşünceye ve müşterek bir kaideye veya prensibe sahiptirler. Onlar bir noktada anlaşıdar. Mutlak materyalizm ve mutlak idealizm her ikisi de yaratılış konusundaki yalın din düşüncesini reddederler. Bu, Fichte’nin ifadeleriyle, bütün yanlış metafizik ve dini doktirinlerin özellikle de yahudi ve çok tanrılı dinlerin ilk prensibi olup mutlak manada hata ürünü bir düşüncedir.
İleride göreecğimiz gibi, bu konu üzerinde, Marx, Engels ve Lenin kesin olarak mutabakat halindedir.

Esasen mutlak materyalizm ve mutliık idealizm, her ikisi de yaratılışın olmadığını yani mutlak veya ilahi varlık ile alemin varlığı arasında bir ayrılığın bulunmadığını kabul ederler.

Mutlak. materyalizm gibi, mutlak idealizm için de yaratılış yoktur; o halde sadece bir tek çeşit varlık vardır. Bu konuda mutlak idealizm ve mutlak materyalizm yahudi ontolojisine (varoluş inancına) müştereken karşı çıkarlar; her ikisi de bunu biliyorlar, çünkü onu açıkça söylüyorlar.

Mutlak idealizmile mutlak materyalizm arasında ki fark şudur: İdealizm için tek ve mutlak varlık, tanrıdır: O halde dünya, sadece “benim tecellim”dir. Onun kendinde mevcut bir varlığı yoktur, yalınız bir görüntüdür.
Halbuki materyalizm için mutlak varlık, tabiat alemidir.

İdealizm ve materyalizm müştereken Parmenides’in şu kaidesini kabul ederler: Varlık, ne başlangıç, ne doğuş, ne de yokoluş ihtiva eder ve sadece bir tek çeşit varlık vardır. Fakat materyalizm, mutlak Varlık’ın tabiat alemi olduğunu söyleyen Parmenides tezini miras olarak kabul etmiştir. Halbuki idealizm, “tecrübeler dünyası sadece bir görüntü ve yanılmadır”, mahiyetindeki Parmenides felsefesinin mantıki sonucunu miras olarak kabul etmiştir. Varlık Bir’dir; Çokluğun gcrçek bir meveudiyeti yoktur.

Materyalizme gerekli olan, şey, mutlak Varlık’ın ne başlangıç, ne doğuş, ne de tekamül ihtiva etmediğini söyleyen. Parmenides ontolojisinin, materyalizm tarafından bir gerçek olarak kabul edilen vakıa ile uyuştuğunu, ısbat etmek ve tabiatta bir oluşum ve bir tekamülün bulunduğunu Parmenides’in fikirlerine karşılık olarak ortaya koymaktır.
İdealizme gerekıi olan ise, Bir’in (Allah’ın) olduğu gibi kendinde kalmadığının, kenv ve fesad aleminde mevcut pek çok çeşitli varlıkların bizce bilinen görünüşlerin nasıl anlaşılmasi lazım geldiğinin, bu görüşü destekleyen Parmenides ile birlikte açıklığa kavuşturulmasıdır.

Bu konuda EfIatun’un soracağı soru şu mealdedir: “Eski hakimlerce defalarca tekrarlanıp söylenmiş olan şu problemi çözmek gerekir. Herhangi bir çokluk, bir dyade veya bir miktar Bir’den nasıl varlığa geçmektedir? Bir nasıl olupta kendisi de bir olarak kalmıyor? Bu çokluğu birliğe yeniden döndürüp getirmeyi nasıl düşünüyoruz?”

Modern materyalizmin bu güç durumdan kendini nasıl çekip kurtarmaya çalıştığını ilerde göreceğiz: Eğer dünya mutlak varlıksa nasıl olurda bir oluş ihtiva edebilir? Materyalizm 19. asırda, Engels, Haeckel ve ‘diğerleri ile birlikte Heraklit’in görüş açısını yeniden ele aldı; “Dünya yaratılmamıştır, ezelidir; yok olamaz”. Fakat, mademki açıkça bir oluş veya tekamül ihtiva ediyor, bu oluş veya tekamül devridir. Kainat eskir ve ebedi olarak kendini yeniler. Kainat tarihinin değişemeyeceğini kabul eden her fizik reddedilmelidir.

İdealizm kendini, Parmenides fikirlerinin tabii olarak yol açtığı bu güçlükten, Bir olan Varlık’tan itibaren ezeli ve mecburi bir prosessiyonun mevcut bulunduğunu ve bu prosessiyonun bir düşüş, bir felaket olduğunu savunarak kurtaracaktır.

Tecrübelerimizin dünyası, Parmenides’in kabul ettiği gibi, bir görüntüden ibarettır, fakat bu görüntü, yegane cevherin düşüşünden, inkarından değiştirilmesinden ileri gelmektedir. Filozofa gereken bize dönüş yolunu göstermesidir; bu temsilden, tecelliden, çokluğun bu görüntüsünden hakikatın bilgisine nasıl geçilir, yani Varlık Birdir, tek Cevher’dir; biz ondan küçük parçalar ve değişiklikleriz, şeklindeki bir düşünceye nasıl ulaşılır? Prensip olarak, konulmuş Varlık’ın kimliğini Parmenides’le birlikte yerinde tutmak, muhafaza etmek için idealizm, varlıkların çeşitli oluşlarının tecrübi hadisesini reddetmeye mecbur kalacak. Eflatun kadar Spinoza ve Fichte’nin yapacakları da budur.

Yaratılış konusundaki yahudi ve hristiyan düşüncelerini reddeden idealizm, onun yerini, bir düşüş, bir felaket veya cevher’in başkalaştırılması düşüncesiyle değiştirecektir; yaratılış düşüncesini aynı şekilde reddeden materyalizm, dünyanın başlangıcı olduğunu ve onun geri döndürülemez bir tekamüle uğradığını ifade eden bir düşüncenin kabülüne götürecek bütün kozmoloji ve fiziği reddetmek için gayret sarfedecektir.

Her iki halde de düşünceyi yönlendiren, Parmenides tarafından ortaya atılmış kaidelerdir.

Felsefi kurallar göz önüne alınarak şekillendirilecek Parmenides düşüncesi şöyle özetlenebilir:

Eğer mutlak olarak alınan Varlık’ın ne başlangıç ne kaynak ne doğuş ve ne de yokoluş ihtiva edemediği gerçekse, ve eğer yalnız bir tek çeşit varlığın olduğu ve, dünyanın mümkün ve gerçek tek varlık olduğu bir hakikatse o taktirde, sonuç olarak denilebilir ki, dünya ile başlangıç ne doğuş ne de yokoluş ihtiva edemez. O yaratılmamış ve ezelidir.

İstidlalin büyük önermesinin reddedilmez olduğu görülmektedir: Varlık’ın, varlığın tümünün veya mutlak olarak ele alınmış varlığın bir başlangıcı olabileceğini düşünmek mümkün olmadığı gibi, hiç kimse de asla bu tarzda düşünme noktasına ulaşmamıştir. Yani mutlak manada ele alınmış varlık, bir başlangıç ihtiva edemez. Eğer belki bir anda hiç bir şey yoksa, ebedi olarak hiç bir şey olmayacaktır. Mutlak manada ele alınan varlığın mutlak yokluktan itibaren başlangıcı olduğunu düşünmek mümkün değildir veya bütün varlığ’ın yokluğu gerekir.

Bu, materyalistlerin, idealistlerin ve ibrani ontolojisinin prensiplerini kabul eden realist filozofların yani herkesin kabul ettiği bir şeydir.

Bütün mesele, yalnız bir tek çeşit mümkün varlığın bulunduğunun ve dünyanın tek bir varlık olduğunun gerçek olup olmadığının bilinmesidir.

Eğer bu tez kabul edilirse, o zaman sonuçlar mecburi olarak ortaya çıkacaktır. Fakat, bu tezi kabul etmek lazım mı?
Bu konuda birbirine temelden zıt iki ontolojinin (yaratılış nazarİyesinin) karşısında bulunuyoruz; Yahudi ontolojisi ve Parmenides ontolojisi. Parmenides bize Varlık’ın, tek Varlık’ın dünya olduğunu söylüyor. Marx ve Engelse, hatta günümüze kadar, materyalizmİn diline pelsenk ettiği budur, Yahudi ontolojisine göre, ki bu ontoloji idealist değildir dünyanın varlığı vardır ve bu gerçektir; bir de AIlah’ın varlığı vardır. Allah ve dünya vardırlar, fakat ikisi aynı mahiyette değildirler. Allah, kendi varlığıdır. O, kendisi hakkında şöyle der: Ben, ben olan benim; dünya kendisi için aynı şeyleri söyleyemez; çünkü o varlığı kabul edendir.

Parmenides’in bütün akıl yürütmesi bir faraziye, olup bir tek çeşit varlık vardır, bu da dünyanın varlığıdır şeklinde tezahür eden peşin bir hükme ve hükmün veya kaziyenin İsbatına dayanmaktadır.

Bugüne kadar gelen ve gelişen materyalizm; bu kaziyenin veya, faraziyenin isbatı üzerine bina edilecektir.
Büyük bir ihtimale, Parmenides, İbrani ontolojisinin asırlardan berİ ortaya koyduğu, dünyanın varlığı ile mutlak Varlık’ın ayrılığını bilmiyordu.

Fakat Eflatun, tamamen emin olumnamasına rağmen, belki de bu hususu bilmiyordu. Her halükarda o, çok sayıdaki varlıkların Bir tarafından yaratıldığını açıkça reddetti ve bunun yerine mecburi bir sudur ve düşüş nazariyesi ikame etti.
Spinoza, kendisi yahudi yaratılış nazeriyesini biliyordu, fakat, Marx’ın ve onunla birlikte bütün modern materyalistlerin reddettiği gibi, o da bu nazariyeyi reddetti.

Dünya Varlık’tır, bir tek varlıktır, mahiyetindeki Parmenides tezi, bugünkü ateizmin tezidir. Geriye bu tezin doğruluğunu, geçerliğini göstermek kalır.

Eğer ateizm hakikatse, yani eğer dünya bir tek varlıksa o taktirde dünyanın başlangıcı ve sonu yoktur; zira, mademki o, varlık’tır ve varlık ne başlayabilir ne de yokolabilir: öyle ise bir başlangıca ve sona sahip olamaz.

Eğer gök fiziği bizi yarın dünyanın bir başlangıç ihtiva ettiğini, değiştirilemeyecek bir tarzda, onun eskiyecek ve ihtiyarlıyacak biçimde meydana getirildiğini kabule zorlarsa bu takdirde ateizm bir çıkmaz içine düşecektir? bu hususta söylenecek en az şey budur.

Materyalizm bunu bilmekte ve bunun içindir ki, dünyanın başlangıcı olduğu, onun eskidiği ve ihtiyarladığı hakkındaki faraziyeyi şiddet ve korku ile reddetmektedir.

Fakat, daha önce gördüğümüz gibi Parmenides şiirlerinde ikinci bir tez mevcuttur. Dünya olarak kabul edilen Varlık, sadece başlanıgıcı, doğuşu ihtiva etmemekle kalmaz, aynı zamanda birilerleme, gelişme ve tekamülü de bünyesinde barındırmaz; çünkü Varlık kendinde olmayan bir şeyi kendine veremez, aynen, kendinde daha önceden olan bir şeyi de veremez. Mutlak olarak ele alınan varlığın varlığında bir gelişme, yaratıcı bir tekamül bulunamaz.
Ve işte bunun için Parmenides, her yokoluş gibi, her doğuşu da görüntü kategorileri içinde sıralar.

Parmenides bu konuda mantıklı bir davranış içindedir. Kendi kaidelerine hürmet ettiği bir anda bundan başkasını da yapamaz.

Fakat bugün, 20. asırda, dünyanın tekamül eden, bir düzen içinde gelişen bir sistem olduğunu bize yeni bilgilerle öğreten bir tecrübeden hareket edersek Parmenides’in sunduğu sonuçlar ne olacak?
Eğer Varlık’ın bir doğuş, yaratıcı bir tekamül ihtiva etmediği bir gerçekse ve eğer dünyanın bir tek varlık olduğu bir hakikatse, bundan dünyanın yaratıcı bir tekamül ihtiva edemiyeceği sonucu çıkar.

Gerçekten, dünyanın yaratıcı tekamül yolunda bir sistem olduğunu müşahede ediyoruz. Eğer istidlalin büyük önermesi gerçek ise dünyanın bir tek varlık veya mutlak varlık olarak değerlendirilemeyeceği sonucu çıkar.
Bu tür bir istidlal materyalist kelimelere dökülünce şöyle formüle edilir:

Eğer maddenin yaratılmamış, ebedi olduğu gerçekse ve kaynakta, başlangıçta tek varlık olduğu hakikatse, görünüşte kendinde olmayan bir şeyi yani düşünce ve hayatı kendine verebilmiş olacağı nasıl anlaşılacaktır?

Materyalist sistemde maddenin kendisi olan mutlak Varlık’ın doğuş ve tekaımülü nasıl anlaşılacaktır? Ontolojikman yeterli ve dünyanın kendisi olan mutlak Varlık’ın yaratıcı tekamülü nasıl anlaşılabilecektir?

Allahsız materyalizm, başlangıcından bugüne kadar, işte bu mesele üzerinde başarısızlığa uğrayacaktır. 20. asırda çok daha yakından tanıdığımız Allah’sız materyalizm, tecrübemizle müşahede ettiğimiz maddenin tekamülünü açıklamak için, kainat, hayat ve şuur ile ilgili gelişmeler sırasında ortaya çıkacak bu yeniliklerin hususiyetlerini veya özelliklerini kabule mecbur olacak veya bu hususiyetleri en aza irca etmeğe (indirgemeye) çalışacaktır.

Bu, gerçekIere uymayan ve meseleleri basite indirgeyİcİ bir eğilim olacaktır. Veya hayat, şuur gibi, ondan çıktığını gördüğümüz her şeyi, ezeli ve yaratılmamış olduğu farzedilen maddeye sıkıştırmak yani hilozoİzm (maddecilik) veya ruhculuğun utanç verici kalıbı içine koymak olacaktır.

Allahsız materyalizm, bugüne kadar ve bugün de asla görülmediği bir şekilde, makul bir kimse için korkunç sayılabilecek bir altarnatif içinde ele alınmaktadır. Bir başka ifade ile, bu biyolojik ve psişik gerçeklerin hususiyetlerine saygı göstermemek, hakikati gizlemek, gerçeğin tabiatnı değiştirmek veya onu kozmik bir animizm ve büyü şekline sokmaktır.
Gelecek sahifelerde, allahsız materyalizm veya materyalist allahsızlığın bu iki şeklinin, gerçeği makul bir tarzda anlama hususundaki ehliyetsizliklerini veya beceriksizliklerini göreceğiz.

Nihayet biz, bir kere daha, aradan zaman geçtikçe ve gitgide; dünya, onun tekamülü ve ihtiva ettiği her şey hakkında daha iyi ve daha ileri bilgilere sahip oluyoruz.

Bugün yimrinci asırda, daha başından itibaren, gerçekliğini bize zorla kabul ettiren kainat tekamülünün bu tekamülün geçici ve aldatıcı olarak değerlendirilişi konusundaki görüşler hariç Parmenides düşünceleriyle uyuşmadığını görüyoruz.
Mutlak Valırlık’ın ne başlangıç, ne kaynak, ne doğuş ve ne de yokoluş ihtiva edemeyeceğine inandığı ve dünyanın mutlak Varlık olduğunu kabul ettiği andan itibaren Parmenides, oluş ve doğuşların ancak birer aldatıcı görüntü olabilecekleri sonucuna ulaşmaya mecburdu.

Gördüğümüz gibi, bu tarzdaki bir düşüncesinden dolayı o, idealizmin babasıdır; bu idealizm, Upnaişad’ların ve Eflatun’un idealizmine benzer.

Akdenizin öbür köşesinde, dünyanın tek ve mutlak Varlık olmadığını düşünen yahudi ilahiyatçılar için, onun bir başlangıcının olması, bir oluş, bir tarih ve hatta bir sonunun bulunması, kabulü zor bir durum değildi. Çünkü onlar dünyanın mutlak Varlık olduğunu söylememişler meydana gelişleri; başlangıçları ve doğuşları bir görüntü olarak değerlendirmek suretiyle idealizme de sıkışmış değillerdi .

Empedokles:

Parmenides’le birıikte gelişen, gerçekte doğuşun, yaratılışın, varolma başlangıcının ve yokoluşun olmadığı şeklindeki doktrin, antik yunan düşüncesinin bir çok üstadlarında kabul gördü.

Böylece, Sicilya’nın Agrijent’inden olan Empedokles, fikirleri 444’e doğru en doruk noktasına ulaştı bu nokta üzerinde ısrar eder: “Sana bir başka şey söylemek istiyorum; yaratılış, yok olabilen hiç bir şey için doğuş (phusis) olmadığı gibi, uğursuz ölümde de bir kayı olma yoktur; fakat mevcut olan sadece harman edilmiş olanın karışımı, değişikliğidir. Bu konudaki yaratılış, oluş (daima phusis), sadece insanlarca uydurulmuş bir adlandırmadır. “(fragman 8) … ” Önceden olmayanın varolduğunu veya herhangi bir şeyin telef olup tamamen ortadan kalktığını düşünenler delidirler çünkü onlar geniş bir düşünceye sahip değildirler. Çünkü hiç bir şeyin hiç bir şekilde mevcut olmayan bir şeyden doğması mümkün değildir. Varolanın yokolmaya mecbur olduğu mümkün değildir ve işitilmemiştir; çünkü bırakıldığı herhangi bir yerde daima varolacaktır” (fragman II. 12).

Empedokles Bir’den çokluğa giden, sonra çokluktan Bir’e dönen hareketin ebedi olarak varolduğunu açıklar:

“Sana ikili bir konuşma yapacağım. Belli bir zamanda, Bir, Çokluk şeklini aldı; bir başka zamanda, o, bölündü ve Bir’den Çokluk çıktı. Yokolabilir eşyanın ikili bir doğumu ve ikili yokoluşu vardır. Her şeyin birleşimi, bir nesli varlığa ulaştırır ve onu yokeder; bir diğeri büyür ve şeyler ayrıldığı zaman dağılır. Hepsi Aşk ,tesiriyle, belli bir anda, Bir’le birleşerek ve Kin’in geri tepmesiyle, bir başka zamanda, çeşitli yönlere taşınmış olarak devamı, olarak yer değiştirmekten geri kalmazlar. Böylece, Çokluktan Bir’e geçişlerinde olduğu gibi, bir parçalandığı zaman bir defa daha Birçok haline gelişlerinde de varoluş alanına girerler ve hayatları devam etmez.

“Fakat, bu ölçü içerisinde yerlerini değiştirmekten asla geri durmadıkları kadar, varoluş dairesini katedince daima hareketsizdirler” (fragmanlar7).

Benimsediği Parmenides metafiziğinin prensipleri gereğince varoluşun gerçek bir başlangıcı yoktur ve bir netice varlıkların doğuşu gerçek bir başlangıç teşkil etmemektedir; Empedokles bu husustaki düşüncelerinde çok daha uzaklara gidecektir. Varlıkların doğuşu, ezelden beri daimi olarak varolan nefislerin, görüntüler seviyesinde su yüzüne çıkmalarından başka bir şey değildir. Hakiki bir doğuş olmadığı gibi, ölüm de yoktur. Empedokles düşüncelerini Bagavat-Gita gibi anlatır.

Empedokles, kendisinden kalan ve Simplicius tarafından muhafaza edilmiş 17 nolu parçada düşüncelerini yeniden ele alır ve onları geliştirir: “Belirli bir zamanda, Bir, Çokluk’un şeklini aldı, bir başka anda bölündü ve Birden Çokluk çıktı Ateş, Su, Toprak ve Hava’nın güçlü yüksekliği. Onlardan başka hiç bir şey varolamaz, onlar da yokolamazlar; çünkü, eğer devamlı olarak yokolsalardı şimdi varolmayacaklardı, bu, bütünün çoğalmasına sebep olabilirdi, o zaman ne olur, ve nereden gelebililrdi?.

İleride göreceğimiz gibi, Empedokles’in akıl yürütme şekli, 19. ve 20. y. yılda, dünyanın tek varlık olmasını, bir netice de yaratıcı bilgiyi alamamasını, kaybolmamasını, değişmez. bir tarzda eskimemesini isteyen filozoflarca yeniden ele alınacaktır.

Bu konudaki akıl yürütme şekli şöyledir: Eğer dünyanın tek varlık olduğu fikri peşinen konur ve eğer buna bağlı olarak ebediliği kabul edilirse onu meydana getiren unsurlar ve dünya tamamen yok olabilir olmayacaklardır; çünkü yok olabilir olsalar dünya ezelden beri yok olmuş olacaktı. Aynı şekilde, dünya büyüme ve doğuş yolunda olamaz; çünkü dünya bir tek varlıktır, bu büyümeyi kimden alabilecektir?

Sonuç olarak, daha önce Parmenides’te şimdi de burada gördüğümüz gibi, Empedokles aynı doktirıni yeniden ele alıp geliştirmekten başka bir şey yapmaz. Eğer dünya bir tek varlıksa ne doğuş, ne çökme, ne büyüme, ne yaratıcı bir tekamül, ne eskime ve yıpranma veya ihtiyarlama ihtiva edemez.

Bugün tecrübelerimiz bize göstermektedir ki, dünya iki gelişme ihtiva etmektedir: Zamanla gelişen bilgi artışı ve enerjinin azaldığını ifade eden matematik işlemlerin (entropie) fazlalaşması veya dereceli olanak küçülme konusundaki düşüncelerin artışı. Her iki vetire veya süreç birbirine bağlanmış olur biri diğerine muhalefet etmez.

Anaksagores:

Klazomenesli Anaksagores M.Ö. 500-496 yıllarma doğru doğmuştur. Eflatun’un doğduğu 428 yılına doğru da ölmüştür. Felsefeyi yirmi yaşlarında iken Atina’da tahsil etmiştir.

Anaksagores atomcular gibi, bir ilk kaosun varlığını kabul eder: “Her şey birbiriyle karmaşık, sonsuz sayıda ve küçüklükte bulunuyordu; çünkü sonsuz derece küçük vardı. Fakat, her şey karmakarışık, beraberce olduğu ve küçüklüğü sebebiyle gözükmüyordu.”

Bu ilk karmaşıklığa, Akıl, nous düzen verdi ve kaosu düzenli bir alem (kozmoz) haline getirdi.

Fakat, Anaksagoras. Parmenides, Empedokles ve atomcular gibi, bu ekolü karakterize eden şu kaideyi kabul eder: Tabiatta gerçek bir yaratılış yoktur. Herhangi bir şeyi hakikaten yeniliğe götüren bir oluş. yoktur. Herşey ilk mağmada önceden mevcut bulunuyordu: “Oluş ve yokoluş hakkında Hellenler doğru bir şey söylemezler. Çünkü hiç bir şey ne oluşur ne de yokolur; fakat o şey mevcut gerçeklerden itibaren karışımın bir sonucu olarak çıkar veya ayrılır. Ancak bu şekildeki doğru bir açıklama ile oluşu, bu karışım eylemi ve yokoluşu da bu ayrılma işi olarak adlandırmak gerekir.”
Antik yunan felsefesi, bu ana düşünceyle devamlı olarak meşgul oldu; 25 asır sonra Bergson, Evolutin Creatrice adlı eserinde, tenkid etmek gayesiyle, bu görüşü gün ışığına çıkardı. Bir düşünce ki her şeyi Bir’in veya ilk Kaos’un bağrında ebedi kılmaktadır. Her halükarda, söz konusu olan, her yeniliğin gerçek bir doğuş ve oluş olduğu düşüncesini kabul etmeyen tam bir önoluşçuluktur (preformationisme).

Aristo, varlıkların oluşumu sıcak ve soğuk, ateş ve toprak, su ve hava ile açıklamayı düşünen ilk yunan filozoflarının fikirlerini sergiledikten sonra, Anaksagoras konusunda şunları söyler:

“Varllıkların tabiatını belirlemek için daha önce ortaya atılmış fakat bu konuda yetersiz görünen bu tür prensiplerden sonra filozoflar, söylediğimiz gibi, zoraki olarak yeniden bir kozal prensibin arayışı içine girdiler. Gerçekte, eşyada bulunan güzelliğin ve iyiliğin, doğuşun veya mevcudiyetin sebebi, muhtemelen ne Ateştir, ne Toprak ve ne de bu çeşitten başka bir unsurdur; bu filozofların sözünü ettiğimiz hususu düşünmüş olabilecekleri de ihtimal dahilinde değildir. Diğer taraftan, bu derece büyük bir eseri, tesadüfe ve şansa atfetmek hiç de akıllıca bir iş değildir bir kimse, hayvanlarda olduğu gibi, tabiatta da külli tertip ve nizamın sebebi olan bir aklın bulunduğunu söylemişse o, kendinden öncekilerin saçmalıkları karşısında sağ duyuya sahip tek kişidir. Şüphe edilmeyecek şekilde biliyoruz ki, bu şekildeki görüşlerin sahibi Anaksagoras ‘tır.”

Malum olduğu üzere Aristo ve Eflatun,bu görüşü yeniden ele alıp geliştirdiler. Maddenin yanında ve ondan fazla maddeye düzen, bilgi ve aklı ileten bir prensibin varlığını kabul etmek gerekir; bu prensip, mecburi olarak maddenin çokluğundan faıklıdır. Madde kendi bilgisini kendisine veremez.

Burada, ateizmin meselesini ve onuıı Allah’la karşı karşıya olma durumunu ilgilendiren önemli savaş alanlarından birisi üzerinde bulunuyorıız.

Bütün bu inceleme boyunca allahsız materyalizmin nasıl iki büyük mektebe ayrıldığını göreceğiz: biri, madde ve tabiatın düzenini, tabiatta mündemiç bir tek Logos’a veren görüşün sahibi; diğeri, kendiliğinden mevcut her türlü logos ve yaratıcı akla ihtiyaç hissetmeyen fikrin mümessilidir.

Ateizmin farklı bu iki büyük ailesi, daha önce de belirttiğimiz çeşitlerdir: animist (ruhçu) veya hilozoist veya hutta panteist gelenek sonucu ortaya çıkan ateizm, ve Demokrit geleneğini benimseyen ateizm.

Tabiatta kendiliğinden mevcut bulunan (mündemiç) bir Logos veya Nous’un varlığını ve fiilini tanımaktan ibaret olan bir üçüncü yol daha vardır; fakat bu yol, tahlil yoluyla, bu logos ve bu yaratıcı aklın, tabİatın aklı ve logos’u olmadığınıda kabul eder. Bu halde, hİlozoİst, anİmist ve panteİst gelenekten uzaklaşılır, tabir caizse, Allah olarak adlandırabilinecek bir Varlık’ın mevcudiyetini kabüle götüren bir yol üzerinde ilerlenir.

Aristo ve Eflatun’ un, ucuna kadar varmaksızın yani Allah’la dünya arasında akli ve ontolojik bir ayırını koymaksızın yöneldikleri yol budur.

Aristo ve Eflatun, gerçekten, kainatın akılla teçhiz edilmiş, yaşayan bir canlı olduğımu söyleyecekler (Timee 30 b), gök kendi öz değişikliklerinin prensibine sahip olan canlı bir varlıktır (De Caelu, II, 2, 285a).

Eflatun’un dünyası gibi, Aristo’nun dünyası da yaratılmamlş’tır. Dünya yaratılmamış olup, yokolmaz ve ebedidir, çünkü o ilahidir.
Melissos:

Samos’lu Melissos’un fikirleri, M.Ö. 444 yılma doğru en yüksek noktasına erişti. O da Parmenides doktrİnini yeniden ele alıp geliştirdir. “Varolan daima vardı ve varolacak. Çünkü eğer varlık kazanmışsa varolmadan önce zorunlu olarak hiç bir şey olmayacaktı. İmdi, eğer hiç bir şey değil idiyse, ne şekilde olursa olsun hiç bir şey, hiç bir şeyden çıkamaz.”

“Varlık kazanmadığına ve varolduğuna göre, daima vardı ve ebediyen varolacak; ne başlangıcı ne sonu vardır; fakat sınırsızdır. Çünkü, eğer varlık kazanmış olsa başlangıcı olacak (zira herhangi bir zamanda varlık kazanmaya başlamış olacaktı), sonu da olacaktı (çünkü herhangi bir zamanda varlık kazanma hali duracaktı); fakat, eğer ne başlangıcı ne de sonu yoksa ve eğer daima vardı ve varolacaksa o zaman ne başlangıcı ne sonu vardır …”

“Öyle ise, o ezeli ve ebedidir, bir’dir ve kesin olarak böyledir. Ne yok olabilir ne büyüyebilir, ne acı duyar ne de zahmet ve üzüntü ;hisseder. Çünkü bu şeylerden herhangi birini duysaydı Bir olamazdı. Eğer gerçek değiştirilebilseydi mecburi olarak her yerde aynı olmazdı, fakat aksi halde önceden varolan yokolmalı ve varolmayan varlık kazanmalıdır. Eğer değişseydi, onbin sene zarfında bir saç teli haline gelmeyecekmiydi? Ve zamanla da kaybolmayacakmıydı?.

“Bundan başka, onun düzeninin değişmesi hiç mümkün değildir; çünkü önceden mevcut düzeni değişmez ve önceden varolmayan varlık alanına giremez. Fakat hiç bir şey ona ilave edilmediğine, yokolmadığına ve değişmediğine göre, gerçek herhangi bir şeyin düzeni nasıl değişecektir?”.

Atomcuların fikirlerine geçmeden önce, eski yunan felsefesinin geçirdiği fikri gelişimle ortaya çıkan hususu özetleyelim. Parmenidesin düşündüğü gibi dünyanın mutlak Varlık olduğu bir gerçek olsaydı, o zaman dünyanın ne varlık kazanışı ne gelişmesi ne de sonu olurdu. Zira teogoninin (tanrıların doğumu) düşünülemediği gibi, mutlak Varlık’ın parçalanıp yokolması da düşünülemez.

Ateizm veya allahsızlık, asırlar boyunca bu kaideye dayanmış olarak hayatta kalacaktır. Sadece, 19. asırda biyolojik: 20. asırda da kozmik tekamüle bağlı olarak bir bunalıma düşecektir; bu bunalımdan henüz kurtulmuş değildir. 19. asrın sonlarına doğru, allahszlık nazariyatçılarının, ilmi verilere karşı, tabiat olarak tavsif edilen ve tektanrıcılığı bertaraf etmek için, başlangıçsız, sonsuz ve mutlak Varlık olarak değerlendirilmiş olması gereken Madde’nin öncesizliğini kabul eden Parmenidesçi prensibi ayakta tutabilmek gayesiyle çaba sarfettiklerini göreceğiz: Mutlak madde yaratılmamış olup yokolmaz. Mademki, faraziyeye göre, dünya veya tabiat mutlak Madde’dir, her ne pahasına olursa olsun, hatta fizik ve kozmolojide gerçekleştirilen yeni buluşlara rağmen tabiatın herhangi bir zamanda başlamış olamayacağının ve buna bağlı olarak da yokolamayacağı prensibinin ayakta tutulması gerekecektir.İşte Engels, Haeckel ve M. Dauvilier’in sarıldıkları görüş budur.

Antik yunan felsefesinin çabaları sonunda ortaya çıkan fikri tecrübe, çok yüksek bir faydaya matuftur; zira, bu görüş yahudi ilahiyatçılarınca belirtilen dünyanın varlığı ile mutlak Varlık arasmdaki ayırım bilinmeden cereyan eden şeyi gösterir.

Parmenides varlık kavramından hareket eder; bu kavramda mecburi bir ayırımı göz önüne getirmez.
Dünyanın varlığı ile mutlak Varlık arasında bir ayırım yapmayarak bir olayla karşı karşıya gelir; bu, çokluğun ve doğuşun tecrübesidir; Parmenides onu kendine mal edemez. O zaman, bu tecrüheyi yanıltıcı bir hal kabul edip reddeder.
Bu, bir metoddur; kavramların dedüksiyonu ile daha başlangıçta ortaya konmuş bir mefhumdan hareket eden; bütünü itibariyle hiç bir sebebe dayanmaksızın peşin hükümlerden ortaya çıkan bir metafizik metodu. Çünkü dünyanın varlığı ile mutlak Varlık arasında bir benzerliği ilke olarak kabul etmenin gerekip gerekmediğini incelemek lazımdı. Bu yapılmadı.

Bu dedüksiyon, insanı, tecrübenın kazandırdığı bilgilere karşı çıkan bir sonuca götürmektedir. İşte o zaman tecrübenin yanlış ve hatalı olduğu söylenir. Çokluk mevcut değildir. Doğuş da yoktur. Varlıkların doğuşu bir başlangıç değil, fakat daha önceden mevcut olan bir şeyin basit bir görünümüdür; ve açıklama böylece devam eder.

Metafizikte bir başka metod, bir başka şekilde ortaya çıkış durumu vardır. Bu, keyfi olarak ortaya konmuş bir kavramdan hareketle değil, fakat titizce bir incelmenin sonunda ortaya çıkan bir tecrübeden hareket eden metoddur. Dedüktif ve önceden ortaya konan bir prensipler hareket etmek değil, fakat endüktif (tüme varımcı) ve aposteriyori (sonuca ait) bir tarzda hareket eden metod. O, tecrübi ilimler sayesinde sahip olduğumuz ve kendilerinden faydalandığımız bütün vasıtalarla keşfedilmiş veya ortaya çıkarılmış bir tecrübenin verilerinden ve bu tecrübenin ne şekilde ve hangi şartlarda düşünülebilir olduğundan ibarettir.

Metafiziğin bu metodundan yüzyıllar boyunca çok az faydalanılmıştır. Tabiatçı Aristo tarafından kullanılmıştır. Daha sonra 20. yüzyılda, Henri Bergson tarafından somut olaylar konusunda yeniden ele alındı ve geliştiriIdi. Eksiksiz bir rasyonalizm, ateizm ve Allah meseleriyle ilgili olarak, başlangıçta ortaya konulmuş keyfi bir görüşten hareket eden varoluşa müsaade edemez. Tutarlı bir akılcuığın tek metodu, tecrübeden hareket etmek, mutlak ateizmin veya allahsızlığın tecrübe gereğince düşünülebilir olup olmadığını görebilmektir.

Amaca ulaşmak için, ilmi keşiflerin sonuçlarını inkar etmek veya önceden meydana getirilmiş felsefi bir sistem içine sokmak gayesiyle hakikati çiğnemek gerekli olsa bile, Parmenides’ten Engels’e kadar, yüzyıllar boyunca, allahsızlığın yaptığı gibi, ateizmi ihtiva eden ontolojik bir önvarsayımdan hareket etmemelidir; yoksa ya tecrübeyle elde edilen bilgileri reddetmek veya tecrübeyi, her şeye rağmen, bu önvarsayımın kapsadığı demir korse içine sıkıştıtıp kapamak ihtiyacı doğacaktır;

Kaynak: Turan Dursun Kütüphanesi